1 ATEİST SİTESİNDEN ...VE CEVABIMIZ ! Bu yazıda, Kuran'da yer alan çelişkilerin bazıları sunularak Kuran'ın geçersizliği kanıtlanacaktır...Öncelikle, Kuran'da çelişki bulmanın, Kuran'ın geçersizliğini kanıtlayacağını kanıtlayalım. Kuran bunu bizzat ve direkt olarak telaffuz eder: "Hâlâ Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı." (4:82) İŞTE ÖNYARGI, İŞTE ATEİST MANTIĞI BU...! AYET NE DİYOR, ATEİSTİMİZ NE ANLIYOR...NE YANI AYET, KURANDA CELİSKİ VARDIR MI DİYOR...AKSİNE YOKTUR DİYOR...ŞİMDİ GECELİM AYNI AYETLERDEN NASIL İMAN VE KÜFÜR ÖRNEĞİ ÇIKACAĞINA...UNUTMAYIN AYNI KUR'AN, " KURAN MÜMİNİN İMANINI ARTIRIR, KAFİRİNDE KÜFRÜNÜ " DER...HAYDİ İMAN ARTIRMAYA ...! BAŞLAMADAN ÖNEMLİ BİR NOT : BUNLARI ATEİSTİMİZ ARASTIRMIŞ DEĞİLDİR...DİREK MİSYONERLERDEN KOPYALAMIŞTIR...ŞİMDİ DÖNELİM KONUMUZA : Bu konuyu hallettiğimize göre çelişkileri sunmaya geçebiliriz. ...Bu yazıda Kuran'ın sadece iç çelişkilerinden söz edilecektir. Bunlar en vahim çelişkilerdir, dış kaynaklara başvurmayı gerektirmeden, Kuran'ın sadece kendi metni ele alınarak Kuran'ı çürütmeye kafi gelmektedirler.Aşağıdaki listenin Kuran'daki iç çelişkilerin tam bir listesi olduğu iddia edilmemektedir, birçokları daha mevcut olabilir. * Muhammed yalan söylüyorsa veya yanıldıysa bunun cezasını kim çekecektir? 34:50'de Muhammed: “Ben eğer sapmışsam ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O hakkıyla işitendir, kuluna çok yakındır." der. Bu sav, Kuran'daki birçok diğer savla çelişmektedir, örneğin "İnkar edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Halbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır." (29 :12) Yani Muhammed insanları yanılttıysa, günahı sadece onun boynuna olmayacak, yanılttığı insanlar da günaha girecektir. Muhammed'in iddia ettiği gibi günahı sadece kendi boynuna olmayacaktır. Kuran kendiyle çelişmektedir.BE ADAM...HERKES "KENDİ GUÜNAHI İLE BERABER SAPTIRDIĞI BAŞKA İNSANLARIN DA GÜNAHINI YÜKLENİR " AYETİ VARKEN ...NEREDE CELİŞKİ ARARSIN...!?TABII KI SONUNDA HERKES KENDİ GÜNAHLARI İLE - YANİ KİŞİSEL OLARAK İŞLEDİKLERİ GÜNAHLAR+BAŞKALARINI SAPTIRMALARI İLE OLUŞAN GÜNAHTAN Kİ BU DA KENDİ PAYINA DÜŞEN BÖLÜMÜDÜR ) CEZASINI ÇEKECEK YANİ " KENDİ ALEYHİNE İŞLEDİĞİ GÜNAHLARDAN SONUÇTA SORUMLU OLACAKTIR ! BİR KONU İLE İLGİLİ TÜM AYETLERİ BİR ARAYA TOPLAMADAN YAPILAN SONUCA VARMA ÇALIŞMASININ KLASIK HATALI VERSIYONUNA BIR ORNEK DAHA...ATEIST KAFA İŞTE...! * İblis melek midir, cin midir? 2:34'e göre melektir: "Hani meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu." 18:50'ye göre ise cindir: "Hani biz meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı." İblis'in melek mi cin mi olduğu çelişkidedir. Zaten saygı ile eğilme emri meleklere verildiyse, ve İblis bir melek değilse, İblis bu emre tabi değildir. İblis'in tabi olmadığı bir emre uymadığı için cezalandırılması da bilahare çelişki teşkil etmektedir. İBLİS - ESKİ ADI EZAZİL - MELEKLERİN LİDERİ İDİ...YANI İBLİS MELEKLERİN KOMUTANI İDİ...O AYRI BİR KONU...AMA ŞURASI KESİN,İBLİS ATEİSTLER GİBİ KAFASI BASMAYAN BİRİ DEĞİLDİ, ALLAH " EY MELEKLER SECDE EDİN " DENİNCE " EY KANDIRALI İBLİS SENDE ET " DENMEDEN MESAJI ALACAK BİR TİPTİ ..AMA İSYAN ETTİ VE EZAZILLİKTEN, İBLİSLİĞE DÜŞTÜ ...ZATEN ATEİSTLERDEN AKILLI OLDUĞUNA EMİN OLDUGUMUZ BU MELUN DA : " EY RABBİM AMA BANA SECDE ET DEMEDIN KI " DEMEDI ..! İBLİS ANLADI AMA ATEIST ANLAMADI ...SEVİYE... ÜLEN SEYTANI BİLE ÖVDÜRTECEK BU ATEİSTLER SONUNDA BANA ...TÖVBEEE ...! * Melekler Allah'a karşı gelebilir mi? "Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a boyun eğerler. Üzerlerinde hakim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar." (16:49-50) "Hani meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu." (2:34) Bu çelişki, İblis'in bir melek olup olmadığı çelişkisi ile de alakalıdır. İLK BAŞTA İLK DÜĞMEYİ YANLIŞ İLİKLERSEN DEVAMI DA BÖYLE YANLIŞ GELİR İŞTE... * İlk Müslüman kimdir? Muhammed mi (6:14, 6:163), İbrahim mi (3:67), yoksa İsa mı (3:52, 5:110-111)? HEH HEEE...ATEIST İŞTE...NE YAPSA YERİDİR...İLK İNSANDAN İTİBAREN GELEN DİNİN ADI İSLAM'DIR...BUNU BİLE BİLMEZ, KUR'AN'DA HATA ARAMAYA ÇALIŞIR...ÜLEN ATEİST! ADEM'İDE , İSA'YIDA, MUSA'YIDA...AYNI İLAH GÖNDERMEDİ Mİ...İNEN EMİR-YASAK ZİNCİRİ HEP AYNI DEĞİL Mİ İDİ...!? ATEİST İŞTE... !DETAY İÇİN TIKLAYINIZ : konular/ilkdin.html * Cehennem'de insanlar ne yiyecektir? Acı ve kötü kokulu bir dikenli bitki mi (88:6), kanlı irin mi (69:36)? İki ayet de, söz konusu yiyeceklerin Cehennem'deki tek yiyecek olduğunu iddia etmektedirler, birebir çelişmektedirler. Bunlarla bilahare çelişen 37:62-68, cehennemde insanların zakkum ağacının meyvelerini yiyeceğini ve kaynar sudan karışık bir içecek içeceğini iddia etmektedir. Üç yönlü bir çelişki söz konusudur. gidince görücen dicem ama önce cevap: cehennem kat kattır...her katın ayrı ceza sekli vardır...hatta yeri değil ama cehennemde soğuk ile de ceza verileceği kur'an'da bildirilir...allah hepsini ateistimize nasip etsin ..- hidayet bulmayacaksa !- not : cennette kat kattır, cehennem gibi...ama bu ateistimizi ilgilendiren bir haber diil ... J * Bir Müslüman'ın kaç annesi vardır? 58:2'ye göre bir ("Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır."), 33:6'ya göre ise birden fazla ("Onun [Muhammed'in] eşleri de mü’minlerin analarıdır.").HAY SENIN ANAAAAA..TÖVBE...BUNA CEVAP VERMEYE GEREK VAR MI...SÜT ANNEYİ DE EKLEYELİM DE ATEİSTİMİZ İYİCE TOZUTSUN BARİ...ÜLEN SOLCULAR 80 ÖNCESİ KIZ SOLCULARA- ÖZELLİKLE 60'LI YILLARDA - "BACI " FALAN DERKEN ANALARINI AYNI BABA MI GORMUSTU ...NEYSE , KONU DAĞİLDI ! Bİ NOT : 70 'Lİ YILLARDA BACILAR BİRDEN HEMHALDAŞ OLDU ...BUNA DA ENSEST MI DİYELİM ACABA...NE ALAKA VAR DEMEYIN..ATEIST MANTIK İLE KONUŞUYOZ ...!- * Meryem'e İsa'nın doğacağı haberini bir melek mi (19:17-19) yoksa birden fazla melek mi (3:42, 3:45) vermiştir? 3:42,3:45 :DOĞUMDAN ÖNCE MELEKLERİN KONUŞMASI...19:17-19 : CEBRAİL'İN BABASIZ DOĞUM OLAYININ OLMA ANINDAN HEMEN ÖNCEKİ ZİYARETİ...SANKİ BİR İNSANI SADECE BİR KERE MELEK ZİYARET EDEBİLİR DİYE BİR KURAL VAR...! * Allah'ın bir günü, 1000 yıla mı (22:47, 32:5), 50.000 yıla mı (70:4) eşdeğerdir? ZAMANIN İZAFİLİĞİ DİYE BİSİ DUYMADI BU ATEİSTLER Dİ Mİ ...NE DİYELİM...UZAYDA İKİ FARKLI YER ARASINDA ZAMAN DA FAKLI İŞLER...AYETLER OKUNURSA İKİ FARKLI YERDEN BAHSEDİLİR...DETAY İÇİN QUANTIM FİZİGİ VE İZAFİYET TEORİSİNE MÜRACAAT: HANI ŞU ATEİSTLERİ ÇİLEDEN ÇIKARAN İKİ FİZİK KURALI ...:)BU KONU SITEMİZDE CİNLER KONUSUNDA DA KISACA İŞLENMİŞTİR.! * Cennet'te bir bahçe mi (39:73, 41:30, 57:21, 79:41), birden fazla bahçe mi (18:31, 22:23, 35:33, 78:32) vardır? TEK CENNET Mİ VAR..ÖNCE ONU ARASAN KUR'AN'DA...! ÜFF BAZENDE SABIR TASI CATLIYOR CAHILLIK KARSISINDA...:( * Allah insanları üç sınıfa mı (56:7) yoksa iki sınıfa mı (90:18-19, 99:6-8) ayıracaktır?IKI SINIFA ...AMA BİR KISMI - SAG TARAFINDAN VERİLENLERİN - ÖNDE OLANLARINA HITAP EDİLİR (56:7) 'DA...!BUNLAR TEFSİRLERDE ACIKLANIR...ASHABUL MEYMENE - SAG TARAFTAN ALANLARIN ÖNÜNDE OLANLAR - SABIKUN - ONDE OLANLAR - VARDIR...YANI TEMELDE IKI SINIF VARDIR...SAG VE SOL TARAFTAN KİTAPLARINI ALANLAR...AMA SAĞ TARAF İÇİNDE YER ALIP ONLARDAN DA ÖNDE OLANLAR VAR...BUNLAR SAĞ ELİNDEN KITAP ALANLARIN DA - FAZİLET YÖNÜNDEN ÖNUNDE - OLAN BİR ÜÇÜNCÜ GRUPTUR ! * İnsanın canını tek bir melek mi (32:11), birden fazla melek mi (47:27), yoksa Allah bizzat kendisi mi (39:42) alır? HER ŞEY ALLAH'TANDIR.AMA VASITA KULLANIR...HATTA KULLARINA CEZA VERMEK İÇİN BİLE ... TABIAT KURALLARINI MIKAIL EMRINE VERIR...CAN ALMA GÖREVİNİ AZRAİL'E..GÜNAH YAZMA İŞLERİNİ K .KATİBİN MELEKLERİNE..AMA HEPSİ ALLAH'A BAĞLIDIR..O'NUN İZNİ OLMADAN ONLAR HİÇ BİR ŞEY YAPAMAZLAR!.CAN ALAN AZRAIL'IN ISE YARDIMCILARI VARDIR :(47:27)... * Allah, Firavun'a bir peygamber mi (7:103, 73:15), iki peygamber mi (10:75) göndermiştir? ÖNCE MUSA (AS)'I TEK BAŞINA FRAVUN'A GÖNDERİYOR... DAHA SONRALARI MUSA KENDINE YARDIMCI İSTEYİNCE HARUN (AS)'I DA ALLAH GÖREVLENDİRİP MUSA ILE BERABER YENİDEN FRAVUN'A GÖNDERİYOR...YANI ÖNCE BİR SONRA İKİ !BU OLAY KUR'AN'DA ANLATILIR AMA ATEISTIMIZ OLUR YA , BİRİ OKUMAZ DA ONU KANDIRIRIM MANTIĞI İLE HAREKET ETTİĞİ İÇİN BUNU ANLATAN AYETLERİ GÖRMEMİŞ (!) OLABİLİR..! * Allah, Ad kavmini bir günde mi (54:19), birden fazla günde mi (41:16, 69:6-7) yok etmiştir? BİRİNCİ AYET KASIRGANIN BAŞLADIĞI GUNDEN AHSEDER...DİĞER AYETLER İSE DETAY VERİR.YANİ BİRİNCİ AYETTE FELAKETİN BAŞLADIĞI GÜNDEN BAHSEDİLİR...DEVAMI DİĞER AYETLERDE...ZATEN BİRİNCİ AYETTE ONLARIN HELAK EDİLMESİNDEN BAHSEDİLMEZ, KASIRGANIN BAŞLADIĞINDAN BAHSEDİLİR...GÜNLÜK HAYATTA DA BU KULLANILMAZ MI..." ŞİDDETLİ YAĞMUR BİR NİSAN GÜNÜ BAŞLAMIŞTI...TAM BİR HAFTA SÜRDÜ...!" ..AMA ATEİSTİN NİYETİ BOZUK...SONUÇ MALUM...! * Allah, gökleri ve yeri altı günde mi (7:54, 10:3, 11:7, 25:59), sekiz günde mi (41:9-12) yaratmıştır?Allah, önce yeryüzünü sonra gökyüzünü mü (2:29), yoksa önce gökyüzünü sonra yeryüzünü mü (79:27-30) yaratmıştır? CEVABI KURANDA CELISKI YOKTUR ADLI SITEMIZDEKI CALISMADA.! * Allah, insanı "alak" [kan pıhtısı] dan mı (96:1-2), sudan mı (25:54), çamurdan mı (15:26), topraktan mı (30:20) yaratmıştır? Yoksa hiçbir hammadde kullanmadan, sadece "ol" diyerek mi yaratmıştır (3:47) ALLAH " OL " DEYİNCE HER İSTEDİĞİ OLUR..AMA ZAMAN KAVRAMI BİZ İNSANLAR İÇİN SÖZ KONUSU OLDUĞU İÇİN BİZE GÖRE O OLMA İŞİ BELLİ SAAT-YIL ASIR ...SÜREBİLİR...ALLAH ZAMAN VE MEKANDAN MUNEZZEHTIR CUNKU ONLARI AD O YARATMIŞTIR...YARATTIĞI İLE KISITLANAMAZ YÜCE YARATAN...ALLAH İLK İNSANI TOPRAK+SU= ÇAMUR'DAN YARATMIŞTIR...SONRAKİ İNSANLAR : MENİ- SU 'DAN YARATILMIŞTIR... BU TABII ANNE KARNINDA MENI IKEN KAN PIHTISI, SONRA ET , SONRA KEMIK ...GIDER KI BU AD KUR'AN'DA TIP ILMINE UYGUN OLARAK ANLATILIR...! YANI YUKARIDAKI KELIMELER ASAMA - KADEMELENDİRME - SIRALAMALARDIR...TABII ANLAYANA, ANLAMAK İSTEYENE...BU KONUYA PARALEL BIR KONU ICIN TIKLAYINIZ :konular/ahiret.html * İçki Allah'ın bir nimeti olarak sadece iyi midir (16:67), hem iyi hem kötü müdür (2:219), yoksa Şeytan işi olarak sadece kötü müdür (5:90-91)? Üç yönlü bir çelişki söz konusudur. (16:67) BURADA İÇKİ İYİ DENMEZ KAZMA ATEİSTİM...BAHIS KONUSU OLAN ÜZÜMDÜR..ÜZÜMDEN İYİ RIZIK OLARAK BAHSEDİLİRKEN - HELALINDEN YERSEN YANI - AYNI ZAMANDA İÇKİ OLUNCA KOTULUGUNDEN DE BAHSEDILIR...(2:219) AYETIN DEVAMINDA FAYDASI ZARARINDAN FAZLADIR DENILEREK ASIL MESAJ VERILIR...DIKKAT EDILMESI GEREKEN BURASIDIR...AYET : İÇKİYİ YASAKLAMADA ZİHİNLERİ BUNA HAZIRLAMA AŞAMASIDIR...SİZ ONU IYI OLARAK İÇERSİNİZ AMA ASLINDA KOTU TARAFI COK DAHA FAZLADIR DER AYET...(5:90-91) İSE SON MESAJI VERIR...ASAMA ASAMA İÇKİ YASAKLANMIŞTIR...ÖNCE NAMAZDA İKEN İÇİLMESİ YASAKLANMIŞ , SONRA ZIHINSEL OLARAK BU YASAK BEYINLERE YERLEŞTİRİLMİŞ, EN SONUNDA İSE ASIL HEDEF AÇIKÇA İFADE EDİLİR:İÇKİ ŞEYTANIN PİSLİĞİDİR...! * 109:1-6'da Muhammed, kafirlerin tapındığı tanrının veya tanrıların Allah'tan farklı olduğunu söylemektedir. Burada kafirler ile kime atıfta bulunulduğu belli değildir -- Ehl-i Kitap (Yahudiler ve Hıristiyanlar) ya da putperestler söz konusu olabilir. Halbuki Kuran, Yahudiler ve Hıristiyanlar'ın da (2:62, 2:139, 3:64, 29:46), putperestlerin de (16:35, 39:3) Allah'a inandığını öğretmektedir. İddiaya göre Putperestler Allah'a ortak koşmakla birlikte Allah'a inanmayı sürdürmektedirler. Muhammed'in iddiası yalanlanmaktadır.ALLAH'IM SEN SABIR VER BU ATEISTLERLE UGRASMAK NE GICIK BIR SEY ....:( TABII KI KAFIRLERIN TANRISI ILE BIZIM KI FARKLI ...ONLAR DA ALLAH'A INANIR AMA SONRA ONA - HASA - BIR SURU SIFAT ISNAT EDERLER...YOK MELEKLER KIZLARI, YOK PUTLAR O'NA YAKINLASTIRACAK BIR VASITA, YOK KURBAN OLARAK ONA ZAYIF - CILIZ VERILEBILIR...TURLU YALAN-IFTIRALAR ONA ISNAT EDILIR..EVET BIR TANRI INANCI VAR TABII AMA ICI KOF, FARKLI VE ŞİRK DOLU.TIPKI BAZI BEYINLER GIBI ! * Kıyamet gününde, şefaat (aracılık) mümkün olacak mıdır (20:109, 34:23, 43:86, 53:26), olmayacak mıdır (2:122-123, 2:254, 6:51, 82:18-19)? ALLAH'IN IZNI DISINDA SEFAATCI OLMAYACAKTIR...YANI SEFAATCI VARDIR AMA ALLAH KIME IZIN VERIRSE, YOKTUR AMA SADECE ALLAH'IN IZIN VERDIKLERI HARIC...YANI ISTISNALAR HARIC SEFAATCI YOKTUR...BAZI AYETLER GENELI IFADE EDERKEN - YANI SEFAAT OLMAYACAK- BAZISI DA ISTISNALARA PARMAK BASAR - AMA ALLAH'IN IZNI ILE SEFAAT EDECEKLERE - AMAÇ: SEFAATLE KURTULUŞA KANMA, GUVENME ,SEN KENDI İYİLİĞİN İLE CENNETİ HAK ETMEYE CALIŞ , MESAJIDIR...! * Kötülüklerin kaynağı Allah mıdır (4:78), insanın kendisi midir (4:79) yoksa Şeytan mıdır (38:41)? Özellikle arka arkaya gelen 4:78 ve 4:79'un birbirleri ile birebir çelişmesi dikkat çekicidir. Bu üç yönlü çelişki, günah / kader çelişkisi ile de alakalıdır. ALLAH'IN IZNI OLMADAN NE OLABILRI KI..O IZIN VERMEDEN YAPRAK BILE KIMILDAMAZ...YANI HER SEY ALLAH IZIN VERIRSE OLUR...AMA ; ALLAH SUNU ISTER : KOTULUK YAPMA,CEZASI VAR DER, ALLAH ISTEMEZ, HARAMDIR DER, IYILIK YAP , CENNET VAR DER...AMA BIRI ILLA BEN CEHENNEME GITMEK ISTIYORUM DER, KOTULUGE YONELIRSE ALLAH ONA O KOTU ISI YAPMA GUCUNDEN MAHRUM BIRAKMAZ - IZIN VERIR - AMA RAZI OLMAZ... O KISIDE KENDI ELI ILE ISLEDIKLERI SONUCU KENDI KENDINE CEHENNEME GIDER! YANI IYILIKLER ALLAH'TANDIR, HAVA, SU, AKIL, IYILIGI TESVIKI ILE INSANLARIN GUZELE YONELMESI ...AMA KOTULUK SADECE BIZIM ELLERIMIZ ILE ISLEDIKLERIMIZIN SONUCUDUR KI , O DA YINE ALLAH-TAN- IZNI ILE OLUR...AMA O IZINI VERIRKEN ASLA ONDAN RAZI OLMAZ...KOTULUK SEYTAN+KOTU NEFIS ISBIRLIGININ SONUCUDUR ! DETAY : KAZA VE KADER BASLIKLI YAZIMIZ ... * Allah çirkin işlerin yapılmasını emreder mi? 7:28 ("Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez.") ve 16:90'da ("Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.") Allah'ın çirkin işleri emretmediği öğretilir. Hatta 2:169'da çirkin işleri Şeytan'ın emrettiği belirtilir ("O [Şeytan], size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder."). Ayrıca Allah'ın bir ülkeyi haksız yere helak etmeyeceği öğretilir (6:131). Fakat tüm bu öğretiler 17:16'da yalanlanmaktadır: "Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz." Allah insanlara çirkin işlerin yapılmasını emretmekte, sonra da bunu bahane olarak kullanıp ülkeyi haksız yere helak etmektedir. Çelişki ortadadır. ALLAH BIR KAVIM HELAKI HAK ETMEK ICIN YARISMADIKTAN, KOTULUK BATAKLIGI ICINDE YUZMEDIKTEN SONRA ONLARI HELAK ETMEK ISTEMEZ...AMA O KAVIM HELAK OLMAK ICIN HER SEYI - ADETA YARISIRCASINA- YAPINCA , ONLARIN BASINA BIR ZALIM IDARECI GETIRTIR...O ZALIMDE ONLARA O HAK ETTIKLERI CEZAYI VERIR.. ALLAH AZMAYANA CEZA VERMEZ, KISACA " BIZ BIR MEMLEKETI HELAK ETMEK ISTEDIGIMIZDE " CUMLESI ; " ARTIK HELAKI HAK EDECEK HER SEYI YAPAN MEMLKETI HELAK ETMEK ISTEDIGIMIZDE " SEKLINDE ANLASILMALIDIR ...!: * Allah adil midir? 39:69'a göre öyledir: "Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap (amel defterleri) ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir ve haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hüküm verilir." Ama, örneğin 14:4'e göre, Allah insanları keyfine göre sapkınlığa sürüklemektedir: "Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir." Bu durum, 4:88, 4:143, 6:125, 7:178, 7:186, 13:27, 13:33, 16:93, 17:97, 35:8, 39:23, 40:33, 42:46, 74:31 ile de desteklenmektedir. İnsanları keyfince saptıran Allah, sonra da bu insanları saptıkları için cezalandırmaktadır, mesela 16:94'te belirtildiği üzere: "Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır." veya 72:15'te belirtildiği üzere: "Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır." Allah'ın kendi saptırdığı insanları cezalandırılması adil midir? Sapkınlığın asıl sorumlusu kimdir? Günah / kader çelişkisi burada açıkça ortaya konulmaktadır. * Allah insanı doğru yola mı iletir (10:35) yoksa keyfine göre istediğini doğru yola, istediğini sapkın yola mı iletir (4:88, 4:143, 6:125, 7:178, 7:186, 13:27, 13:33, 14:4, 16:93, 17:97, 35:8, 39:23, 40:33, 42:46, 74:31)? BUNUN CEVABI AYNI ZAMANDA HEMEN ÜSTTEKI IDDIANIN CEVABINI DA TAMAMLAMAKTADIR , TIKLAYINIZ LUTFEN : isteolur.html * Melekler dostumuz mudur? 2:107 ve 29:22'ye göre Allah'tan başka dostumuz yoktur, ama 41:31'e göre melekler dünya hayatında da âhirette de dostlarımızdır. MELEKLERLE ALLAH'I BU KARSI KARSIYA GETIRME MANTIGI DA NE KI...ZATEN MELEKLER ALLAH'IN EMIRLERINI YERINE GETIREN VARLIKLAR DEGIL MI... IMANI NOKTADA, HUKUM VERMEDE ... TEK DESTEK - DOST TABII KI ALLAH'TIR! AMA MELEKLER DE UNUTMAYALIM KI O'NUN EMRINDEDIRLER...YANI EGER BIRININ DOSTU MELEK ISE ASLINDA ASIL DOSTU ALLAH'TIR! * Herşey Allah'a boyun eğer mi? 30:26'ya göre herşey Allah'a boyun eğer, ama düzinelerce ayet, hem Şeytan'ın (7:11, 15:28-31, 17:61, 18:50, 20:116, 38:71-74) hem de birçok değişik insanın Allah'a boyun etmeyi reddetmesinden, başkaldırmasından sözeder. YER VE GÖKTE HER ŞEY ALLAH'A ITEAT EDER..GEZEGENLER,AGAÇLAR,SU,HAVA,HAYVANLAR,GÜNEŞ, ..SADECE INSAN VE CIN - SEYTAN'DA CIN IDI UNUTMAYALIM !- "SERBEST " BIRAKILMISTIR, ÖZGÜRDÜR...EGER KENDİ HUR IRADELERI ILE ALLAH'A ITEAT EDERLERSE CENNETE GIDERLER, ETMEZLER ISE CEHENNEME ! YANI HUR IRADE SAHIBI IKI CINS VARLIK CENNET-CEHENNEM ILE MUHATAPTIR, GERISI ZATEN KURULMUS MAKINE-ROBOT GIBI ALLAH'A ITEAT EDERLER! HAA BIR DE INSAN CINSI ICINDE MANTIKLI DUSUNME DUT-YGUSUNU YITIRMIS ATEISTLER VAR ISYANKAR OLANLAR ...AMA ONLAR DA INSAN SIFATLI OLDUKLARI ICIN INSAN GRUBUNDA SAYALIM ONLARI ...! * Allah, şirki (kendisine ortak koşulmasını) affeder mi (4:153, 25:68-71), affetmez mi (4:48, 4:116)?ŞİRK ILE OLMEDIKTEN SONRA TABII KI ALLAH GUNAHTAN DONENLERI AFEDER...YANI BIR KERE HATA IŞLEYEN EBEDI CEHENNEMLIK OLSA IDI...O HOO HO ...ZATEN AYETLERDE TEVBE EDENLERDEN, GUNAHTAN DONENLERDEN BAHSEDER...!AYETLERIN MEALLERINI YAZSALAR HER SEY ORTAYA CIKACAK...OKUYAN ANLAYACAK- ATEIST MANTALITEYE SAHIPLER HARIC TABII - AMA SADECE AYET NUMARASINI VER VE NUMARAYA DEVAM ET...YA TUTARSA...:( * "Musâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilah) edindiler." (7:148) Musa'nın kavmi, Musa Tur'dan dönmeden önce mi (7:149) yoksa döndükten sonra mı (20:91) bu hatalarından vazgeçip tövbe ettiler? SOZ OLARAK MUSA DONMEDEN BIZ TEVBE ETMEYIZ DIYORLAR AMA O DAHA DONMEDEN PRATIKTE PISMANLIK DUYUYORLAR!AYETIN BASINDA DEDILERKI SOZU DE BUNU DOGRULAR...O DONMEDEN TEVBE ETMEYIZ...AMA BUYUK SOZ SOYLEMISLER KI O DONMEDEN PISMANLIK BASLAMIS! * Yunus sahile atıldı mı (37:145), atılmadı mı (68:49)? ATILDI ... (68:49) TA ZATEN ATILMADI DEMIYOR, ALLAH'IN AFFI OLMADAN ATILACAKTI DIYOR..YANI AYETTE ATILMA OLAYI YINE OLACAK ALLAH'IN BAGISLAMASI OLMADAN GERCEKLESECEKTI , DENMEKTE...AMA BAGISLANMA ILE ATILDI ...! * Namuslu kadınlara zina isnat edenler (evlilik dışı cinsel ilişkide bulunduğu yönünde iftira atanlar) affedilebilir mi (24:4-5), affedilemez mi (24:23)? CEZASINI CEKIP, TEVBE EDEN AF EDİLİR...AMA CEZASINI CEKMEDEN SU BU SEKILDE KURTULAN ISE AHIRETTE CEZALANDIRILACAKTIR... * Kıyamet gününde, kafirlere kitapları (günahlarının kayıtları) arka taraflarından mı (84:10), sol taraflarından mı (69:25) verilecektir? SOL ARKA TARAFLARINDAN DEYINCE DAHA NE DIYEBILECEK ATEISTIMIZ ACABA...SOL ELLERINE AMA ARKADAN... VEYA SOL ARKADAN .. ALINCA GORUCEN ZATEN ... * Kuran, önceki kitapları doğrulayıcı mıdır (2:97) yoksa düzeltici ve yerine geçici midir (16:101)? BOZULMADAN ONCEKI HALLERINI DOGRULAYICI, AMA BOZULMUS SU ANKI HALLERININ YERINE GECEN..AMA IKINCI AYETIN ASIL AMACI FARKLI ... ONU BILE ANLAMAMIS...! * Kuran benzeri bir kitap kesinlikle yazılamaz denmektedir (2:24, 17:88) ama aynı zamanda Tevrat ve Kuran eşdeğer sayılmaktadır (28:49, 46:10) BUNA CEVAP VERMEYE DEGER MI...! BOZULMAMIS TEVRAT ALLAH'IN KELAMI DEGIL MI..KURAN'I DA O INDIRMEDI MI...BENZERI YAZILAMAZ KAVRAMI ILE KURANDAN SONRA ARTIK YAZILAMAZ DENDIGINI ANLAMIYOR MU BU ATEIST KAFALAR...!YOK YOK ...UMUT YOK BU KAFALARDA...ONYARGI KOTU SEY...! * Lut'un kavminin Lut'a verdiği cevap nedir? "Lut’un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)" (7:82, 27:56) "Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize." (29:29) YAHU BU RESUL BIR KERE KONUSUP CIKMIS MI OARDAN...DEFALARCA GITMIS, ANLATMIS, DEFALARCA YANIT ALMIS...BIRINDE " DEF OL GIT, DIGERINDE TANRIN AZABI GETIRSIN BIZE...OLMUS CEVAPLAR...VE BASKA NE CEVAPLAR...SADECE KURAN IKI CEVABI BIZLERE ILETIYOR...SIMDI BU MU CELISKI OLUYOR..HANGI KAVIM . BIZ TEK LAF ETTIK TAMAM BASKA BI SI DEMEYIZ DER...KIMI OYLE KARSI CIKAR KIMI BOYLE.. TAKI CEZAYI HAK EDENE DEK ! * İbrahim'in hikayesinin 19:41-49'daki anlatımı, 21:51-59'daki anlatımından oldukça farklıdır. 21'inci surede İbrahim, kavmine putperestlikleri konusunda sert çıkarken, hatta putlarını paramparça ederken, 19'uncu surede İbrahim, babasının tehdidi üzerine putperestlik karşıtı söylemine son vermekte, hatta korkup kaçmaktadır. BU ADAM BIR KERE BU ISI YAPMAMIS KI...BIZIM PEYGAMBERIMIZI DUSUNUN...BIR KERE MEKKE'DEN CIKTI DIYE 10 SENE GECINCE ORAYI FETHETMEYECEK MI IDI...BU MANTIKLA . MUHAMMED TERKETMISTI MEKKE'YI , ORAYI NASIL ALDIGI RIVAYET EDILEBILIR DESE BIRI ONA NE SIFAT TAKILABILIR: GERI ZEKALI, ATEIST..VEYA HER IKISI ...! 19. AYETTE ISE KOPUP KACMA YOK ...ONLARDAN YUZ CEVIRME , ARTIK BAGLARINI KOPARMA VAR... KORKMA - KACMA YOK, SIRKTEN VE ONLARIN TAPTIKLARINDAN UZAKLASMA VAR ...AYETI MEALEN ALALIMDA ATEIST KAFASIZLIGI ORTAYA CIKSIN...NERDE BUADA KORKUP KACMA :" 48 "Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım."49 Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakub'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık." AYETIN MEALINI YAZMAYINCA IFTIRALARI GERCEK ZANNEDILEBILINIYOR ...YUKARDA YAZDIK YA ...YA TUTARSA...! * 21:76'ya göre Nuh'un ailesi tufandan kurtulmuştur, ve 37:77'ye göre Nuh'un nesli devam etmiştir, ama 11:42-43'e göre Nuh'un oğlu tufanda boğulmuştur. CUNKU KENDINE IMAN ETMEYEN OGLUNU BIZZAT KURAN NUH'UN AILESINDEN SAYMAMISTIR...BU DA KURANDA NAYNI AYETIN DEVAMINDA YAZAR...DIKKAT HEMEN DEVAMINDA...! YANI MUTLAKA OKUMUSTUR AMA ...AMAÇ KANDIRMAK...! : 45 Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır.47 Sen hakimlerin hakimisin."46 Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş49 (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum." GORMEK ISTEMEYENDEN DAHA KOR KIM VARDIR ...! * Firavun'un Mısırlı sihirbazları Musa'ya iman etti mi (7:103-126, 20:56-73, 26:29-51) yoksa sadece İsrailoğulları kavminin küçük bir bölümü mü Musa'ya iman etti (10:75-83)? SIHIRBAZLAR IMAN EDER AMA FİRAVUN ONLARI OLDURTUR...ARTIK IMAN ILE GOCMUSLERDIR...IKINCI AYETTE ISE SAG KALANLARDANBAHSEDILIR...ONLARDA AZ KIMSE OLARAK FRAVUNDAN KAARLAR...AYET ZATEN BU SAG KALANLARIN BASLARINA GELENLERI ANLATMAKTADIR! * 10:90'a göre Firavun, boğulmak üzere iken tövbe etmiş ve Allah'a iman etmiştir. 10:91'e göre Firavun hayat boyu isyandaydı, kafirdi. 10:92'ye göre Firavun'un tövbesi kabul olunmuş ve Firavun kurtulmuştur. Firavun'un sadece bedenen değil, ruhen de kurtulduğunu kanıtlamak için 10:103'e başvurabiliriz: "Sonra resûllerimizi ve iman edenleri kurtarırız. (Ey Muhammed!) Aynı şekilde üzerimize bir hak olarak, inananları da kurtaracağız." Ama 4:18'e göre hayat boyu günah içinde yaşayanların son anda ettiği tövbelerin kabul edilmesi mümkün değildir. 10:92 NIN ANLATILANLARLA HIC ILGISI YOK...IMANI KABUL OLMADI VE BEDENI ILE KURTARMAK DERKEN...SUDAN BEDENINI KURTARIP CESEDINI CURUTMEDEN GELECEK NESILLERE IBRET ICIN SAKLAYACAGIZ DENIYOR AYETTE ...ATEIST INGILTERE BRITIS MUZESINI ZIYERET EDEBILIRSE O " KURTULAN BEDENI " GORUR...HANGI MANTIK BU KADAR ANLAMLARI SAPTIRMAYA YONLENDIRIR KENDINI ANLAMAK ZOR- MU ACABA...CEVAP ATEIST MANTIK !- * Allah'ın kelimeleri tamdır, değişmez. (6:34, 6:115, 10:64) Buna rağmen, Allah'ın bazı kelimeleri eksik, yanlış, veya geçersiz bulunabilir ve "daha hayırlısı ve misli" (daha faydalısı ve çoğu) ile değiştirilebilir. (2:106, 16:101) BIR AYET " MISLI VEYA DAHA HAYIRLISI " ILE DEGISTIRILEBILIR TAMAM DA...BU EKSIK, YANLIS, GECERSIZ...KAVRAMLARINI ARAYA NASIL NE NERDEN HAREKETLE SOKUYOR BU ATEIST ONU ANLAMADIK...AYETLERDE " BENZER VE DAHA HAYIRLISI " KAVRAMLARI VAR...AMA DIGERLERINI ARAYA SOKUSTURMAK ... :( DIKKAT LUTFEN , HUKUM DEGISMIYOR, SADECE BENZERI VEYA AYNI DOGRULTUDA HDAHA HAYIRLISI GELIYOR...MESELA ICKININ HARAM KILINMASI...HUKUM BELLI . HARAM !...AMA BU TOPLUM ALISTIRILARAK ULASILAN BIR SONUC...ONCE TOPLUM KADEME KADEME YASAKLARLA ALISTIRILIYOR BU YASAGA...ASAMALAR: NAMAZDA IKEN YASAK, ZARARI COK FAZLA, ... VE EN SON TUMDEN YASAK : SEYTANIN BIR PISLIGIDIR !HUKUM DEGISMIYOR AMA TOPLUM ICIN AMAC KADEMELENDIRILIYOR...! * Zinanın cezası nedir? 24:2'ye göre zina yapan kadın veya erkeğe yüz değnek vurulmalıdır. 4:15'e göre zina yapan kadına müebbet ev hapsi uygulanmalıdır. 4:16'ya göre zina yapan erkek tövbe edip ıslah olursa hiçbir ceza uygulanmamalıdır. 4:15: ALLAH ZINANIN CEZASINI SIZE BILDIRENE DEK , ZINA EDEN KADUNLARI EVLERINDE HAPSEDIN BUYURUYOR...SONRA ISE CEZA - 4:16 : DAKI EZIYET YANI - BILDIRILIYOR. YUZ DEĞNEK ...OLAY BU KADAR BASIT ! * Günahlardan kim sorumludur? 17:13-15 ve 53:38-42'ye göre herkes sadece kendi günahlarından sorumludur. Ama Kuran, Muhammed zamanında yaşayan Yahudiler'i, binlerce yıl önce başka Yahudiler'in bir buzağı putuna taparak işledikleri günah için suçlamaktadır. (2:92-93) ISRAIL OGULLARI- YAHUDILER - IRKÇI BIR DINI INANISI SAVUNUYORLARDI...KENDI SOYLERININ USTUNLUGUNU ILERI SIRIYORLARDI...AYET , GECMISTEKI YAPTIKLARINI ONLARA HATIRLATIP SOYLARI ILE OVUNMEMELRI GEREKTIGINI ONLARA HATIRLATIYOR..SIZ SU HATALARI YAPTINIZ HALA IRKINIZ ILE OVUNUP, SIZIN IRKINIZ DISINDA BASKA BIR IRKTAN GELDIGI ICIN PEYGAMBERI KABUL ETMIYORSUNUZ...DIYEREK ONLARI UYARMAKTA VE SOY USTUNLUKLERININ YANLISLIGINI GOZLER ONUNE SERMEKTEDIR...YANI ESKIYI ONLAR HALA SAVUNUYORLAR , AYETTE ESKININ YANLSIINI GOZLER ONUNE SERIYOR...!ZATEN YAHUDILERDE..." YAHU BIZI ESKI YAPTIKLARIMIZ ILE NEDEN SUCLUYORSUN " DIYE ITIRAZ ETMIYORALR...ITIRAZLARI HALA IRKCILIK TEMELINDE " NEDEN BASKA IRKTAN PEYGAMBER" MANTIGI ILE DEVAM EDIYORDU...! * Yahudiler Cennet'e mi (2:62, 5:69) Cehennem'e mi (3:85) gidecektir? Hıristiyanlar Cennet'e mi (2:62, 5:69) Cehhenem'e mi (3:85, 5:72) gidecektir? 5:69'da Cennet'e layık görülen Hıristiyanlar'ın sadece 3 ayet sonra, 5:72'de, Cehennem'e layık görülmesi özellikle ilginçtir. ILGINC OLAN YAHUDILIK VE ISEVILIGIN TAHRIF OLMADAN ONCEKILERIN- ASIL YAHUDI VE ISEVILERIN - CENNETE GIDEBILECEKKEN, DAHA SONRA " ISA ALLAH'IN OGLUDUR" DEMELERI GIBI SAPMALARA UGRAYAN, TAHRIF EDILMIS DINLERE UYANLARIN ISE CEHENNEME GIDECEKLERINI TAHMIN EDEMEYEN ATEIST KAFACIKLARDIR...!BOZLUMAMIS TEVRAT VE INCIL'E ZAMANINDA INANANLAR CENNETLIK, SIMDIKI HALLERINE- BOZULMUS HALLERINE INANAN CEHENNEMLIKTIR. DETAY : MIYONERLIK-HIRISTIYANLIK YAZIARIMIZ * Kuran'ı kim anlayabilir, kim anlayamaz? Arapça bilen herkes mi anlayabilir? "Kuran gayet açık bir Arapça'dır." (16:103) Sadece Allah mı anlayabilir? "Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir." (3:7) Akıllı insanlar mı anlayabilir? "(Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar." (3:7) KURANDA MUHKEM AYETLER VARDIR..YANI OKUYAN HEMEN HUKUM VEREBILIR...BIR DE MUTESABIH AYETLER VARDIR KI ONLAR ANCAK ILIM EHLININ ANLAYABILECEGI, DERIN ILIM GEREKTIREN AYETLERDIR...ILIM EHLI ARASTIRIR BU MUTESABIH AYETLERI VE BIR SONUCA VARIRLAR AMA SUNU DEMEYI DE IHMAL ETMEZLER:BIZ BU KADARINI ANLAYABILDIK..ASIL ANLAMLARINI EN IYI ALLAH BILIR...! * Firavun, İsrailoğulları'nın erkek çocuklarını ne zaman öldürtmüştür? Musa peygamber olup Firavun'a dinini anlatınca mı (40:23-25), yoksa Musa daha çocukken mi (20:38-39)? YAHU ..BİRİNCİ AYET ILE BAHSEDILEN FIRAVUNUN MUSA'YA IMAN EDENLERIN COCUKLARINI OLDURUN KARARINDAN BAHSEDER...(20:38-39) ISE BILDIGIMIZ OLAY ..BELLI TARIHTE TUM DOGANLARI OLDURTMESI FRAVUNUN...BUNU AYIRT EDEMIYOR MU ATEIST BEYIN..HALBUKI AYETLER COK ACIK...! * Kader ne sıklıkta ve kim tarafından belirlenir? Herşeyin kaderi, yaradılıştan önce Allah tarafından belirlenmiş miydi? (57:22) Evrenin kaderi, her yıl bir kez olmak üzere Kadir Gecesi'nde Allah tarafından mı belirlenir? (44:3, 97:3-4) Her insan kendi kaderini kendi mi belirler? (17:13) (44:3, 97:3-4)'TE YUKARIDA BAHSEDILEN ANLAM YOK BIR KERE..KURAN KADIR GECESINDE INDIRILMEYE BASLANMISTIR MANASI ...NE ALAKA...!?(17:13)'TA DA YUKARIDAKI ANLAM HIIIC YOK...NEYSE .KADER KONUSU SITEMIZDE ACIKLANDI ..ORAYA MURACAAT! * Şarap iyi midir kötü müdür? 2:219'da içki (dolayısıyla şarap) günahı yararından büyük olarak, 5:90'da da Şeytan'ın işi pislik olarak tanımlanmaktadır. Ama 47:15 ve 83:22-25'te Cennet'teki şarap ırmaklarından söz edilmektedir. Şeytan'ın işi pisliğin Cennet'te ne işi vardır? ICKININ HARAM EDILISI KISACA ACIKLANDI YUKARIDA... Ş-R-P KELIMESI ARAPÇADA İÇMEK ANLAMINA GELIR...TURKÇEDE SARAP DENINCE SADECE SARHOS EDEN O LANET SEY AKLA GELSEDE ARAPCADA " ICILEN SEY " ANLAMINDA KULLANILIR...SÜT, SU, MEYVE SUYU, ...VS...BU KADAR BASIT OLAY...CENNETTE ICILEN SEY OLACAK TABII ...SARAP OLACAK...AMA - TURKCE ANLAMI ILE - SARAP OLMAYACAK...! :) HAA BI DE ATEISTLER OLMAYACAK CENNETTE ... : =) * Cinler ve insanlar Allah'a kulluk etmek için mi (51:56), yoksa Cehennem'e gitmek için mi (7:179) yaratılmışlardır? Yaratılış amaçları Cehennem'e gitmek olan cinler ve insanlar, yani kafir olacak şekilde yaratılmış cinler ve insanlar, Allah'a nasıl kulluk edebilirler? YAHU KULLUK ETMEK AMACI ILE YARATILDI INSAN VE CIN...AMA HUR IRADELI OLDUKLARI ICIN ISTERSE ETMEZDE...ETMEDIMI DE CINLERDE ATEISTLERLE CEHENNEMDE YANARLAR...BU KADAR BASIT ! * Tüm insanlar (en azından geçici bir süre kalmak üzere) Cehennem'e gidecektir. İnananlar bir süre Cehennem'de kaldıktan sonra kurtarılacak, kafirler ise sonsuza dek Cehennem'de bırakılacaktır. Bu kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. (19:71-72) Ama bu sözde kesin hükümle çelişkili olarak, şehitler Cehennem'e hiç uğramadan direk Cennet'e gidecektir. (3:157-158, 3:169, 9:111) CEHENNEME UGRAMAK ILLA YANMAK ANLAMINDA ALINMAMALI...HER HOLIVUT STUDYOLARINA GIDEN ARTIST OLMAZ DI MI...PARA VERIP GEZEN MILYONLAR VAR...AYNISI ..CENNET EHLIDE " KURTULDUKLARI YERI BIR GORMESI ICIN " CEHENNEMDE BIR GEZDIRILIRLER...AMA YANMALARI ICIN DEGIL, " GORMELERI " ICIN ...IKI KERE SUKRETMELERI ICIN...HEM CENNETI KAZANDIKLARI ICIN, HEM O YERDEN KURTULDUKLARI ICIN..BIR DE ATESTLERE EL SALLAYIP DONMEK ICIN OLABILIR TABII ...! :) ... (3:157-158, 3:169, 9:111) NUMARALI AYETLERDE ISE DIREK CENNETE GIDECEK DIYE BIR IFADE YOK...SADECE CENNETE GIDECEKLER IFADESI VAR KI O DA YUKARIDAKI AYETLE CELISMIYOR...ATEISTLERE EL SALLAYIP GECECEKLER CENNETE SONRA ... * 66:8'e göre Allah Müslümanlar'ı utandırmayacaktır. Ama 19:71-72'ye göre Müslümanlar da dahil olmak üzere tüm insanlar (en azından geçici bir süre kalmak üzere) Cehennem'e gidecektir, ve 3:192'ye göre Cehennem'e giden herkes rezil edilecektir, yani Allah tüm Müslümanlar'ı rezil edecektir. Direk bir çelişki sözkonusudur. 3:192 ATESE SOKULANLARDAN BAHSEDER...YANI CEZA CEKENLERDEN...CENNETLIKLER ZATEN ORAYI GORUP CIKACAKLAR...ATESE ATILMAYACAKLARKI...YUKARIDA ACIKLANDI ZATEN DURUM...AMA ATEISTLER REZIL OALCAK...ORASI KESIN...! * İsa Cehennem'de yanacak mıdır? İsa Allah katına yükselmiştir (4:158) ve Allah'a yakın olanlardandır (3:45), ama Allah'tan başka kulluk edilenler ve onların kulları Cehennemlik'tir (21:98). MANTIGA BAKAR MISINIZ..YAHU O BIR NEBI..O BIR TEBLIGCI, RESUL...O KIMSEYE " BENI ILAH EDININ " DEMEDI KI...BU DA ZATEN KURANDA ACIKLANIR...ISA VEYA UZEYR ( AS) PEYGAMBERDIRLER..AMA NEMRUT, FIRAVUN...VS VE ONA TAPANLAR ISE CEHENNEMLIKTIRLER...AYETIN KASTEDDIGI ZUMRE ONLAR... * Allah'ın bir oğlu olabilir mi (39:4), olamaz mı (6:101)? BU AYETIN NERESINDE COCUK OLABILIR ANLAMI ... (39:4) : " Eğer Allah, çocuk edinmek isteseydi, yaratıklarından dilediğini elbette seçerdi " YANI "ISTEMIYOR, SECMEDI " DEMEK DEGIL MI BU AYETTEN CIKAN ANLAMI ..." O'nun nasıl bir çocuğu olabilir?" (6:101) DIYOR ZATEN AYET...! * Kaç yaratan vardır? 23:14 ve 37:125'e göre, Allah yaratanların en güzelidir. Sözü edilen diğer yaratanlar kimlerdir? Eğer birden çok yaratan sözkonusu ise, 2:54, 6:102, 12:101, 13:16, 14:10, 15:86, 35:1, 35:3, 36:81, 39:46, 39:62, 40:62, 42:11, 56:59, 59:24 gibi birçok ayette, niye Allah'tan tek yaratan olarak sözedilmektedir? YARATANA SEKIL VERME ANLAMI VARDIR ILK AYETTE ..YANI YOKTAN VAR ETME DEGIL...SEKIL VERENLERIN EN GUZELI ALLAH'TIR...ZATEN AYET SEKILDEN SEKILE DONMEDEN BAHSEDER...AMA YOKTAN VAR EDEN SADECE ALLAH'TIR..!BU MANADA YARATMAK ALLAH'A MAHSUSTUR! * 33:37'de Müslüman erkeklere, üvey oğullarının boşadıkları eşleri ile evlenme izni verilmiştir. Bu iznin özellikle gelecekte Müslümanlar'a zorluk çıkmaması amacı ile verildiği belirtilmektedir. Ama bu iznin bir anlamı yoktur, çünkü Kuran aynı surenin daha önceki ayetlerinde evlat edinmeyi yasaklamaktadır. (33:4-5) Evlat edinemeyen bir adamın üvey oğlu olamaz, üvey oğlunun boşanmış eşi ile evlenme konusunda zorluk yaşaması da sözkonusu olamaz. 33:37'de verilen iznin sözde verilme sebebi dolayısı ile yalanlanmaktadır. 4-5. AYETLER EVLATLIGI YASAKLAMIYOR...SADECE EVLATLIK =OZ EVLAT GIBI DEGILDIR ANLAMINDA VE HUKMUNDE AYET INDIRILMISTIR..." evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı " DIKKAT OZ COCUK SAYMADI DIYOR AMA YASAK DEMIYOR...ZATEN ISLAM FIKHINDA DA BOYLE BIR SEY YOK...AMA ATEIST CIKARMIS BIR YERDEN BU ANLAMI ISTE...! * Sadece insanlar mı peygamber olabilir (12:109, 21:7-8, 25:20) yoksa melekler de peygamber olabilir mi (22:75)? YAHU HZ MERYEM'E ALLAH'IN ELCISI OLARAK KIM GITTI...ELCI DEYINCE ILLA PEYGAMBER MI ANLAMAK LAZIM..PEYGAMBER. VAHIY INDIRILEN VE INSANLARA BU VAHYI ACIKLAYANDIR..MELEK ISE ALIR ALLAH'IN EMRINI, SOZUNU...HER NEYSE ...O'NUN ELÇISI OLARAK GOTURUR EMREDILEN YERE ...NEREDE BURADA PEYGAMBERLIK ...!ZATEN MELEKLERIN IRADELERI YOKTUR..YANI BILDIGIMIZ ANLAMDA PEYGAMBER OLAMAZLAR! * Ceninin cinsiyeti, döllenme anında mı (53:45-46) yoksa bir süre geliştikten sonra mı (75:38-39) belirlenir? (53:45-46) AYETTE CINSIYET BELIRLEMEDEN BAHSETMEZ...RABBIMIZIN YARATTIGI CESITLI SEYLERDEN BAHSEDER...EGER SIRALAMA SOZ KONUSU OLSA IDI O ZAMAN ONCE GULME, SONRA OLDURME, SONRA DISILIK -ERKEKLIK SOZ KONUSU OLURDU...AYET MEALI ORTADA : "43 Doğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur,44 Doğrusu, öldüren ve dirilten de O'dur.45 Doğrusu, çiftleri, erkek ve dişiyi, yaratan da O'dur... (75:38-39) ISE TIPPA DA UYGUN SIRALAMADAN BAHSEDER...! * Bir Müslüman, kafir anne babası ile nasıl geçinmelidir? 31:15'e göre kafir anne babanın inançlarına uyulmamalı, ama onlarla iyi geçinilmelidir. 9:23'e göre ise böyle bir durumda anne baba dost edinilmemelidir, yani onlarla iyi geçinilmemelidir. 23. AYETTE VELI EDINMEMEKTEN BAHSEDILIR..SOYLE DIYELIM..OKULA KAYDOLURKEN BIR VELIYE IHTIYAC VARDIR...SIZDEN SORUMLU OLACAK OLAN, SIZIN HAKKINIZDA SOZ SAHIBI OLACAK OLAN BIRINE...ISTE BUNUN GIBI BIR VELI OLARAK ONLARI KABUL ETMEYIN...AMA ONLARLA TABII KI IYI GECININ...TAKI SIZI HAK OLAN ILSAMDININDEN DONDURMEYE CALISANA DEK...VEYA SIZI YONETMEYE CALISANA DEK...! * Kafirler Müslüman olmaya zorlanmalı mıdır (8:38-39, 9:29) zorlanmamalı mıdır (2:256, 3:20, 109:6)? AYETTE KAFIRLER YENILECEKTIR...ISLAM HAKIM OLACAKTIR DENIYOR...ZORLA MUSLUMAN OLMAK ANLAMI YOK AYETLERDE...BURADA ZORLA MUSLUMAN OLMALARINDAN SOZ EDILMEZ, ISLAM'A DUSMAN OLMAMALARI ISTENIR!ZATEN AYETTE CIZYEDEN BAHSEDILIR..CIZYE MUSLUMANDAN ALINMAZ..ISLAM HUKMU ALTINDA YASAYAN KAFIRLEDEN ALINIR! * Hıristiyanlar şefkatli ve merhametli midir (57:27) yoksa zalimler topluluğu mudur (5:51)? HZ ISA ZAMANINDAKILER SEFKATLI, BOZULMUS OLANA UYAN GUNUMUZDEKILER ISE ZALIM...ISTE HACLI SEFERLERI ISTE IRAK,ISTA BOSNA....AFGANISTAN...BIR DAMLA PETROL BIR DAMLA KAN...! Netice itibarı ile, bu kadar çok sayıda, önemli konularda, ve çözümü imkansız çelişkilerin varlığı, Kuran'ın geçersizliğini tartışma götürmeyecek biçimde kanıtlamaktadır. NETICE ITIBARI ILE BU KADAR COK SAYIDA ATMASYON, ONYARGI,IFTIRA VE YALAN-DOLAN, ÖNEMLİ KONULARDA VE KENDI ICINDE BILE CELISKILI CUMLELERIN VARLIGI ATEIZMIN CIKMAZLARINI VE GECERSIZLIGINI TARTISMA GOTURMEYECEK SEKILDE KANITLAMAKTADIR....RUHUNA TEBBET OKUYALIM ... 2 SORU - CEVAP 1400 yaşında olmasına rağmen, bugünün ihtiyaçlarına da cevap verdiği ve bilim yanlısı olduğu iddia edilen Kuran'da şu sorularımın cevaplarını bulamadım.. SORULARLA BİLİMİN NE İLGİSİ VAR...?KUR'AN BU DETAYLAR ÜZERİNDE DURSA HACMİ NE OLURDU, O ZAMAN DA BU YAZAR " BU İŞE YARAMAZ BİLGİLERİN KUTSAL OLDUGU İDDİA EDİLEN KİTAPTA NE İŞİ VAR, " DEMEZ Mİ İDİ ...!?AMAÇ ÖĞRENMEK DEĞİL, SORU SORMAK...LAF OLA BERİ GELE... :( 1)Adem ve Havva hangi tarihte yaratıldılar? Cennete hangi tarihte girdiler? Hangi tarihte cennetten kovuldular? KUR'AN TARİH KİTABI MI ...EVRENSEL MESAJİ İLE NE ALAKASI VAR BUNUN ...! 2) Önce Adem mi yaratıldı, Havva mı? Aralarında ne kadar yaş farkı vardı? KUR'AN AÇIKLIYOR..BİR ÖZ YARATILIYOR VE BU ÖZDEN ÖNCE ADEM SONRA HAVVA ANNEMİZ YARATILIYOR - KABURGA KEMIGINDEN YARATILMA YOK YANI ...!-YİNE TARİH İSTİYOR... KOMIK ...NEDCEKSE ...!? 3) Doğmadıklarına göre Havva ve Adem'in göbekleri var mıydı? (Hani, çamurdan mı, yoksa pıhtıdan mı yaratıldığı tartışma konusu olan ilk insan..) ÇAMURDAN YARATILMA MESELESI SİTEMİZDE DEFALARCA İŞLENDİ AMA GENEL HATLARI İLE " AHIRET,BEDEN-RUH " VE " RUHUN VARLIGI " KONULARINA BAKILABILIR..GOBEKLERİ BÜYÜK İHTİMAL VARDI...ÇÜNKÜ İLK PROTOTİP OLARAK SONRAKİLERİN İLK ÖRNEĞİ İDİ ...!?AMA BU SAHSI TAHMINIMIZ ! 4) Ya da hayali cennetten kovulmadan önce, cinsel organlari varmiydi? SANA NE..RÖNTGENCİLİK MERAKI MI ...!? 5) Vardı ise ne için vardı? (madem ki cinsellik yasaktı?..) KİM DEMİŞ...TEK YASAK OLAN YASAK MEYVENİN YENİLMESİ İDİ! 6) Ya da Havva'nin göğüsleri varmıydı? (Çocuk emzirmeyecegine göre)? Yoksa bunlar cennetten kovulur kovulmaz mi olustular? YA KOVULACAKLARI BİLİNİYOR İSE - KADER KONUSUNA MURACAAT, ALLAH'IN YAZDIGINI YPMAYIZ, YAPACAKLARIMIZI ALLAH BILIR ) VE DAHA İLK YARATILMADA BU ŞEKİLDE YARATILMIŞSA...HIC DUSUNEMEMISTIN DI MI BUNU ATEISTIM BENIM ...! 7)Ya da Adem ve Havva'nin hormonlari önceden var mıydı? Vardıysa, (testesteron, östrojen, prolaktin, oksitosin vs.) ne amaçla vardı? SONRAKI HAYATLARI- DUNYA HAYATLARI ICIN - ONCEDEN HAZIR YARATILDILAR! 8)Havva, adet görüyor muydu? BÜYÜK İHTİMAL CENNETTE HAYIR..AMA FARKLI ORTAM - DÜNYA ORTAMI - BU ÖZELLİĞİ BAŞLATMIŞ OLABİLİR!- NE YANİ MUHTEŞEM EVRENİN DARWİNİZM MANTIĞI İLE ŞANŞ ESERİ OLŞABİLECEĞİNE İNANIYOR DA ATEİSTİMİZ, ZAMAN FAKTÖRÜNÜ YARATAN RABBİMİZİN ZAMAN İÇİNDE ZAMAN İLE BU ÖZELLİĞİ HAVVA ANNEMİZE KAZANDIRAMAYACAĞINI MI İNKAR EDECEK...:) TÜM EVRENİN TESADÜFEN OLUŞMASI İHTİMALİNİ KABUL EDENLER İÇİN BU ZATEN OLAĞAN BİR DURUM OLUR Dİ Mİ ....D 9) Adem ile Havva'nın kıyafetleri nasıldı? Havva, başörtülü müydü, çarşaflı mı? Yoksa ...? İLK İNSAN AYNI ZAMANDA ALLAH'IN EĞİTİMİNDEN GEÇMİŞ OLAN VE PEYGAMBER OLAN BİR KİŞİ İDİ ...YANİ MAĞARA DEVRİ İŞİ MASAL..EĞİTİCİSİ BELLİ OLAN ADEM ( AS)'IN HAYAT STANDARTLARI DA BELLI BIR SEVIYEDEN BAŞLAMIŞTIR MUTLAKA... MUTLAKA BELLİ SEVİYEDE ÖRTÜLERİ VARDI ..AMA BAŞÖRTÜSÜ EMRİ İLK NE ZAMAN İNZAL OLUNDU BU BİLİNEMEZ...! BELKİ İLK İNSAN BELKİ ZAMANLA FARZ KILINAN BİR EMİN İDİ BU ..!? 10)Eğer bunlar yok idiyse, nasıl oldu da birbirlerine cinsel arzu duydular?.. Var idiyse, bu arzudan dolayı neden cezalandırıldılar? YAW BU ATEIST SALAK MI TAKTI CINSELLIK YUZUNDEN CEZA MESELESINE...CEZA YASAK MEYVEDEN DOLAYI VERILDI ... CINSELLIK DUYGUSUNDAN DEGIL ! 10)Cennette yasak olduğu söylenen meyvenin adı neydi? Bu yasak meyve bugün dünyada yasak mı değil mi? Niye? KUR'AN ADI UZERINDE DURMAZ.. ALLAH'IN ACIKLAYAMADIGINI BIZ DE BİLEMEYIZ..ADI BİLİNSE NE OLUR...!?ONEMLİ OLAN OLAY -NEDEN - SONUC ILISKISIDIR...KUR!AN BU NEDENLE ESKIMEZ...KUR'AN'IN ESKIMEZLIGI YAZIMIZA MURACAAT...! 11)Ensest ilişki, günah mıdır, değil midir? (Adem ve Havva'nın çocukları ensest ilişki ile çoğalmış olmalı.. Yoksa, dünya belli bir nüfusa ulaşıncaya kadar ana ve babalar Allah'ın verdiği bir özel formülle seks yapmadan çocuklarını çamurdan mı yapmaya devam ettiler? HZ ADEM-HAVVA VE COCUKLARI YAZIMIZA MURACAAT 12)Adem ile Havva ne kadar yaşadılar? Kaç yılında öldüler? YINE TARIH..ALLAH'TAN ATEIST MANTIGI ILE BIR ILAHI KITAP GELMEMIS...TARIH, ELBISE DESENI, ÖZEL FANTAZI İLE DOLU BIR HAYLI HACIMLI AMA ICI BOS, GUNCEL VE AKTUELITESI OLMAYAN BIR KITAP OLURDU...! DIKKAT LUTFEN ...SORULAN SORULARIN COGU ..CEVABI BILINSE DE GUNUMUZDE PRATIK HAYATI ETKILEYECEK BILGILER DEGIL... O ZAMANDA MUHTEMELEN " YAHU BU BILGILERE NE GEREK VAR, ILAHI KITAP DEDIGIN SOMURUYE ENGEL OLUYOR MU...ADALETSIZLIGI ENGELLIYOR MU ONEMLI OLAN BU , BANA NE ILK INSANIN OZEL YASAMINDAN..." DERLERDI KI ELHAMDULILLAH KUTSAL KITABIMIZ KURAN DA BUNLARI ASIL UNYESINDE BARINDIRIYOR...! ASIL BEN ATEISTIMIZE BI SORU SORAYIM...NASIL OLURSA SANS ESERI BIR ATOM KENDI KENDINE OLUSUR..O ATOMLARDAN SANS ESERI BASKALARIDA OLUSUR VE SANSA BAKIN BIR ARAYA GELIP ELEMENTLERI , AYNI SEKILDE OLUSAN ELEMENTLER YINE SANS ESERI ... , TABI HER SEFERINDE HER BIR EN KUCUK PARCA SANS ESERI OLUSUP SANS ESERI DIGERI ILE BIRLESIP SANS ESERI ORTAYA DEVAM EDEN BIRBIRINI TAMAMLAYAN BIR BUTUNUN PARCALARINI OLUSTURMAKTADIR ... VE SU SANSA BAKIN KI ORTAM DA - OYLE YA OKSIJEN, SU , BESIN ...ZINCIRI DE SANS ESERI HEP TAM KIVAMINDA HAZIR OLUSUP ORDA BEKLEMEKTEDIRLER... !EVET BU ELEMENTLER SANS ESERİ BAŞKA OLUŞAN ELEMENTLERLE BİRLEŞMEKTE ,ŞARTLAR BUNA MÜSAİT OLMAKTA VE MOLEKULLER OLUŞMAKTADIR..ŞANSA BAKINIZ KİBU MOLEKULLER OYLE BOYLE OLUŞAN BAŞKA MOLEKULLERLE BİRLEŞİP AMINIASITLERI OLUŞTURMAKTADIR...BU SEKILDE SANS ESERİ OLUSAN BASKA AMINOASITLERLE BIRLESEN BU ZINCIR PEPTIT, ONLAR SANS ESERİ OLUSAN BASKALARI ILE BIRLESIP POLIPEPTIT, ONLAR SANS ESERI BASKA OLUSAN LARLA BIRLESIP PROTEIN, ... ONLAR... HUCRE...ONLAR DOKU, ORGAN, SISTEM VE SONUCTA ORGANIZMA-CANLIYI OLUSTURMAKTADIR...VE HER BİR EN KUCUK ATOM SANS ESERI OLUSUP HER BIR PARCA SANS ESERİ BİRLESİRKEN AHENK -BUTUN OLUSTURMAKTA, BİRBİRİNİ YOK ETMEDEN BIR UYUM ICINDE BIRLESIRKEN HER PARCA AYNI ZAMANDA CEVRE SARTLAIDA BUNU ENGELLEYECEK BIR KONUMDA OLMAYACAK OZELLIKLERE SAHIP OLMAKTADIR...VE BU ORGANIZMA SANS ESERI HAYATINI DEVAM ETTIRECEK CEVRESEL SARTLARIN TAM ORTASINDA - KI TUM BU SARTLARDA AYRI BIR SANS ESERI ILUSMA ZINCIRININ SONUCUDUR!- BULUNMAKTA VE KENDI GIBI ...UHUUUUU HU ,SANS ESERI OLUSAN BASKA BIR ORGANIZMA ILE UYUM ICINDE UREME OZELLILERINE SAHIP OLUP HAVADAN SUYA, ORADAN TOPRAK, ISIK, YEME, BARINMA...TUM SARTLARIN SANS ESERI TAM OLMASI GEREKTIGI SEKILDE OLUSTUGU BIR ALEMDE DEVAMLI SANSLARI YAVER GIDIP COGALIP ZAMANLA DA FARKLI TURLERE GECEBILMISTIR...BUNA ANCAK MASAL DENEBILIRKEN - HANI UZUUUN FASULYELERE TIRMANIP GOKYUZUNE TIRMANILAN MASALLAR GIBI ... - BUNU BILIMSELLIK ADINA " OLDU " DIYE SAVUNANLAR BANA GELIPTE BIR DE BILIMSELLIKTEN BAHSEDECEKLER VE BENDE ONLARI DINLEYECEGIM , OYLE MI...HADI CANIM ...! :( Ayrıca, Muhammed'in kendisinin Allah'ın-varsa eğer- elçisi olduğunu iddia ederek İslamiyet dinini ortaya çıkarması üzerine de şu sorular akla geliyor ALLAH ( CC) VAR...ISPATI SİTEMİZDEKİ ILK IKI KONU Eger siz Allah-varsa eğer- olsa idiniz: 1) Dünyadaki tüm insanlara hitap edecek bir kitap gönderecek olsanız, sadece Arapça dilini mi kullanırdınız? Yoksa, ne kadar dil varsa o kadar dilde hazırlamış olduğunuz kitapları mı gönderirdiniz? HEH HEE.KOMIK...BOYLE OLSA IDI HZ. MUHAMMED NE YAPACAKTI BIR BIZANSA BIR AFRIKAYA BIR CINE MI GIDECEKTI ...BI DE DEMEZ MI NE KADAR DIL VARSA DIYE ..YAHU KUCUK KABILE DILLERINI DE SAYSAK YUZBINLERCE DIL VAR BE ADAM...SORUNUN PRATIKTEKI UYGULAMA VEHAMETINI DUSUNEBILIYOR MUSUNUZ...SORUSUNA GORE SORUYU SORANIN ZEKA SEVIYESINI ANLAYINIZ LUTFEN... HA SURASININ ALTINI CIZELIM ...RABBIM HER TOPLULUGA MUTLAKA BIR PEYGAMBER GONDERMISTIR...BU KONUDA SITEMIZDE CESITLI YERLERDE ISLENDI AMA GENEL OZET ICIN TIKLAYINIZ :TEK DIN ISLAMDIR ADLI KONU ! PEKI MANTIKLI OLAN NE :ONCE BIR MERKEZ OLUSTURULUR...ORADAN CEVREYE YAYILMA HAREKETI , İRSAT FAALİYETİ YÜRÜTÜLÜR..YAPILANDA BUDUR ZATEN... 2) Dünyadaki tüm insanlara zaman zaman mesajlar iletmek isteseniz, bir aracı (elçi/peygamber) mi kullanırdınız yoksa doğrudan mı iletirdiniz? AYNI CEVAP...MERKEZDEN CEVREYE ...ZATEN MESAJDA ULASMISTIR TUM DUNYAYA..AMA HALA INAT ILE INANMAYAN HATTA KARSI CIKAN VARKEN ...SORMAK LAZIM ...SANA O MESAJ GELDI DE SEN DEGISTIN MI ...YANI AMAC YETER KI ARINMAK OLSUN... SU SORU AKLA GELEBILIR: HER TOPLULUGA NEBI GELMISTIR TAMAM DA YA AZ VEYA TEK 3-4 KISININ YASADIGI YERLER NE OLACAK...ONUN CEVABI SU:BU KISI-LER- SADECE " TEK , BIR OLAN YARATICIYA" INANACAKLAR...YANI AKIL ZATEN YARATANI BULUR AMA BU YARATICININ TEK OLDUGUNU KABUL ETMELI BIREY...ARTI IYI AHLAK YETERLIDIR...ZATEN IBRAHIM ( AS) IN KISSASI KURAN DA BU NEDNELE ANLATILIR...ARAYANIN TEK YARATICIYI BULMASINI ...!TOPLU YASANAN YERLERE ZATEN ILAHI EMIRLER PEYGAMBERLERLE GONDERILMISTIR..AMA AFRIKANIN ORTASINDA YASAYAN INSANLARA FAIZ YASAK DIYE HARAM EMRI GELMEZ TABII ...ORTAM, SEVIYEYE UYGUN EMIR-YASAK ZINCIRI GELIR...ATEISTIMIZIN MANTIGINA GORE HAREKET EDILSE AFRIKADA KI BALTA GIRMEMIS KABILELERIN ICINE DUSECEGI DURUMU DUSUNUN : -HER YERE KENDI DILLERINDE KITAP GELECEK YA !- YAW FAIZ NE, YA KARABORSA, AAA BI DE KIZ COCUKLARINI GOMMEDEN BAHSEDILMIS...BU NE BICIM KITAP ...DAHA BIZDEN HABERI YOK ..." KOMIK OLUYO DI MI ...IYIKI RABBIMIZ - HASA - ATEIST MANTIK ILE HAREKET ETMIYOR... 3) Dünyadaki tüm insanlara en son dini göndermek isteseniz, sadece Arabistan'a bir elçi mi gönderirdiniz, yoksa dünyanın herbir yerine aynı anda aynı şeyleri anlatmak için birden çok elçiler mi gönderirdiniz? HER YERE ZATEN ELÇI GITMISTIR... O BÖLGENİN ÖZELLİKLERİNE GÖRE İHTİYACI OLAN ILAHI MESAJLAR İLETİLMİŞTİR...!AZ OLAN TOPLULUKLARIN YAPMASI GEREKENLERI YUKARIDA YAZDIK..BİR DE KIYAMET YAKLASTIGI ICIN TUM DUNYAYA SON EVRENSEL MESAJ GONDERILMISTIR ... O DA KISA SUREDE YAYGINLASMISTIR... YANI RABBIM : PEYGAMBER GONDERMEDIKCE HIC KIMSEYE ZULMETMEYIZ " DERKEN , YANI :KITAPLI PEYGAMBER, KABILELER GONDERILEN UYARICI PEYGAMBER VE KUCUK GRUPLARDAN ISTEDIGI TEK ILAHA INANMA +AHLAK ... KURALLARI TUM EVRENE HITAP ETMEMEKTEMIDIR DE ATEISTIMIZ HALA BILINC ALTINDAKI EZIKLIK ILE KENDINI HAKLI CIKARMAYA CALISMAKTADIR... HAYRETC DOGRUSU...! 4) Dünyadaki tüm insanların iyi olmasını ve doğru yolu bulmasını mı isterdiniz? Eğer bu sorunun cevabı "evet" ise, onlara kötülüğü veren şeytana karışmadan, şeytanlığını yapmasına müsaade eder miydiniz? (Tavşana kaç, tazıya tut mu derdiniz?) Şeytanı yok etmez miydiniz?SADECE IYILIK YAPAN VARLIKLAR ZATEN YARATILMISTIR...ONLAR ALLAH'A ASLA ISYAN ETMEZ, GOREVLERINI AYNEN YERINE GETIRIRLER...MELEK, HAYVANLAR, BITKILER, GEZEGENLER...SU , ATES...VS... BUNUN IKI ISTISNASI VARDIR...CIN VE INSAN ...BUNLAR IKI TERCIH ILE KARSI KARSIYADIR : CENNET - VE IYILILER YOLU : HUMANIZM KONUSU OZELLIKLE OKUNMALIDIR !- VE CEHENNEM YOLU... RABBIM AKIL VERMISTIR, DOGRU YANLISI AYIRAN! KITAP GONDERMISTIR, ACIKLAYICISI OLARAK PEYGAMBER GONDERMISTIR, CENNETE GIRMENIZI ISTERIM , CEHENNEM KOTUDUR DIYE DEFALARCA- 120. 000 PEYGAMBER VE YUZBINLERCE YIL SUREN TEBLIB CALISMALARI ...!- SIZIN CENNETE GITMENIZI ISTERIM DEMISTIR...BUNDAN SONRA ISE TERCIHI SECMEK INSANALARA - VE CINLERE , CINLER ADLI IKI YAZIYA MURACAAT - KALMISTIR! ISTERSE KENDI IRADESI ILE KOTULUK YAPARAK CEHENNEME ISTERSE KOLAYCA - DETAI HUMANIZM ADLI YAZIMIZ- CENNETE GIDER...CENNET YOLUDA HEP INSANALARIN FAYDASINA OLAN ISLERIN YAPILMASI ILE ASILIR- YINE HUMANIZM DOSYASININ ALTINI CIZELIM !- YANI KISACA :Bir yol düşünelim yolun iki tarafında beyaz ve kırmızı ışık veren sınır taşları vardır. Elimizde trafik rehberi önümüzde kılavuz olan bir trafik polisi vardır. Ayrıca Allah insana akıl da vermiştir. Şimdi polis yolu gösteriyor, trafik rehberi yol hakkında bilgi veriyor sınır taşları yolun sınırlarını çiziyor akıl da doğru yol bulabiliyorken bir kişi bu yolda kaza yapsa, yoldan çıksa uçuruma düşse suç kimde olur? Şoförde mi, kılavuz (polis) da mı, rehber de mi, sınır çizgisi taşlarında mı? - KAZA -KADER KONUMUZDAN ALINMISTIR !- 6) Elçinizi görevlendirirken, kimsenin şahit olarak bulunmadığı bir mağarada mı görevi tebliğ ederdiniz? Sonra da herkesin bu elçiye inanmasını bekler miydiniz? BİLİMADAMLARI DENEY YAPARKEN HALKI ETRAFLARINA MI TOPLARLAR YOKSA O EN ÖNEMLİ ASAMA KENDI ORTAMINDA GERCEKLESTIRILDIKTEN SONRA MI SONUC VE DETAY HALKAK ACIKLANIR...ONEMLI OLAN MESAJ VE ICERIK ISE SORU MUAFTIR...YOK ILLA MUCIZE BEKLENMEKTE ISE BIR COK MUCIZE GOSTERILMISTIR...AMA O ZAMANDA INANMAK ISTEMEYEN INANMAMISTIR, GUNUMUZDE DE INANMAK ISTEMEYEN INANMAMAKTEDIR...YANI CEBRAIL MAGARA YERINE SEHRIN ORTASINDA ILAHI MESAJI TEBLIG ETSE IDI ATEISTMIZ INANACAK MI IDI...!? BASKA MUCIZLERE GOSTERDIGINDE- DETAYA GIRMIYORUZ- O MEKKELI MUSRIKLER INANDI MI KI BU SEKILDE DE BIR ILK KARSILASMA ANININ HERKESCE GORULMESININ ALTI CIZILMEKTEDIR...NE OLDUGU ORTADA...KORKAN, ÜRKEN BIR NEBI ...BU ANLAR ÖZEL VE İLK ANLAR ...GOREVLENDIRILEN KISININ RUH HALI ONEMLI ...ONCE O KISI BUNU ZIHINSEL OLARAK KABULLENMELI ...BU OZEL DRUM KABULENILDIKTEN SONRA - YANI TEMEL SAGLAM ATILINCA - TEBLIG BASLAR...HER NEBI DE DE BU BOYLE OLMUSTUR ... ONCE INSAN OLAN NEBI BILINCLENIR SONRA O CELIK IRADE HAZIR OLUNCA ATEISTLEREDE DAHIL, TEBLIĞ BASLAR ! ASIL SUPHECILIK OLAMAZ SIKKINI TERCIH ETMEK DEGILDIR " OLABILIRLIK " SIKKINI TERCIH ETMEKTIR ASIL SUPHECILIK...ONCE KARAR VERIP SONRA NEDEN - MAZERET ARAMA SADECE ONYARGININ TEZAHÜRÜDÜR! INANMAK ISTEMEYEN MUCIZELER GORSE DE INANMAZ - HZ RESUL DONEMINDE BOL BL ORNEGI GORURLDU - ,ZATEN ASIL MUCIZE KUR!AN'DIR...1400 SENEDIR GUNCELLIGINI ASLA KAYBETMEMISTIR... O ASIL MESAJ ATLANIP ARAYA - UNUTMAYALIM DENEYI YAPILAMAYACAK BILIM DALLARINDAN BIRI DE TARIHTIR , ISTANBUL YENIDEN FETHEDILEMEZ, FETHEDILDIGINI GOREN DE KALMAMISTIR,AMA DILDEN DILE , ESERDEN ESERE GUNUMUZE GELMISTIR BU GERCEK ...BUNUN GIBI :- TARIH, KENDI METODUNU KABULETTIRME, KURAN I OKUMDAN IFTIRA ATMA...CALISMALARI HER ZAMAN OLMUS VE HERDAIM OLACAKTIR...AMA ONLAR OLMUS, KUR!AN HALA CAPCANLI , AKTULE HAYATA HITAP EDER SEKILDE INSANLIGA ISIK TUTMAYA DEVAM EDECEKTIR...! 3 ATEİZM VE ÇIKMAZLARI "Ateizm ve Çıkmaz!arı", kapsamı oldukça geniş bir konudur. Bir din ulusu, "Tanrı'ya giden yollar yıldızların sayısı kadar çoktur" der. Ateizme giden yollar, belki bu kadar çok değildir ama burada da bir değil, birden çok yolların bulunduğu bir gerçektir ve bu yolların her biri, başlı başına birer inceleme konusudur. Biz bu incelememizde, ateizme temel olan veya temel olduğu öne sürülen görüşlerden sadece çok önemli olan birkaçı üzerinde duracak ve onların eleştirisini yaparak ana çizgileriyle konunun genel görünümünü ortaya koymaya çalışacağız.Konumuzun başlığında "Ateizm" terimine yer vermemiz, bu terimi dilimizde tam olarak karşılayan ve yaygın bir kullanıma sahip olan bir terimin bulunmayışından ötürüdür. Din literatürümüzde ateizm terimine en yakın terim olarak, 'ilhad" kelimesi kullanılmaktadır. Arapça olan bu kelimeyi, bugün ancak klasik dini yazılarda bulmaktayız. Yine Arapçada kullanılan ve "inanç yolundan sapan" anlamına gelen "zındık", "zaman yönünden dünyanın bir başlangıcı olduğuna inanan" anlamına gelen "dehri" (çoğulu: Dehriyyun) kelimeleri, tıpkı "ilhad" kelimesi gibi, günümüz felsefe yazılarında hemen hiç kullanılmamakta, ayrıca bu son iki terim ateizm terimini tam olarak karşılamamaktadır. Günlük dilde ve halk arasında kullanılan "Allahsız!" sözü, bilindiği gibi, "insafsız, merhametsiz v.b." anlamında ve daha çok bir yergi ifadesi olarak kullanıldığı için, ateizmle doğrudan bir ilgisi yoktur. Basım tarihleri oldukça yeni olan bazı sözlüklerimiz, ateizm terimini, genellikle "tanrıtanımazlık" terimi ile ifade etmektedirler. Sanıyorum iki kelimeden oluşan bıı terimin güçlüğü, "tanımak" fiilinden gelmektedir. Bildiğim kadarıyla, "tanımak" fiilini, "inanmak" fiili yerine pek kullanmamaktayız. Nitekim "Siz Tanrı tanır mısınız?" veya, "Tarıya inanır mısınız ?" yerine, "Tanrıyı tanır mısınız ?" şeklinde bir soru, kulağa oldukça yabancı gelmektedir. Kanaatimce "Tanrıyı tanımama" daha çok, "Tanrıya inanmam" anlamında değil de, "Tanrıya bir tür meydan okuma" anlamında kullanılmaktadır. Ateizm terimi yerine "Tanrıya inanmazlık" sözünü kullanmak belki daha yerinde olur; ancak burada ismin "e" halinin araya girmesi, kelimenin tek terim olarak kullanım kolaylığını ortadan kaldırmaktadır.Batı dillerinin çoğunda, Tanrı hakkında düşünmenin bejli başlı akımları için kullanılan terimler genellikle ya Yunancadaki "theos"dan, ya da Latincedeki "deus"dan türetilmiştir. Bu kelimelerden türetilen "teizm", "ateizm", "panteizm", "henoteizm", "deizm" ve benzeri terimlerin derli-toplu tanımlarını yapmanın kolay bir iş olmadığı hemen her filozof ve ilahiyatçının itiraf ettiği bir noktadır. Söz gelişi, kime ateist diyeceğiz? Felsefe tarihinde, ateistlikle suçlanan birçok büyük düşünür, böyle bir suçu kesinlikle reddetmiştir: Fichte ateistlikle suçlanmış, ancak o, "Bir insanın gerçek anlamda ateist olabilmesi için hiçbir ahlaki ideale sahip olmaması gerektiğini öne sürerek", kendisine yöneltilen suçu kabul etmemiştir. Spinoza'nın Tanrı kavramı, Yahova'dan daha geniş olduğu için, ateistlikle suçlanmıştır 1. Yine yüzyılımızın tanınmış Hıristiyan ilahiyatçılarından biri olan Paul Tillich, Tanrı'yı "varlığın bizzat kendisi" veya "var olan her şeyin gerçek temeli" şeklinde tanımladığı ve O'nu evrenin dışında bulunan tek ve şahsi bir varlık olarak düşünmediği için, ateistlikle. Suçlanmıştır 2. Dahası var: Sokrates, Yunan "popüler" tanrılarını reddettiği ve bir tür monoteizme yöneldiği için, ateistlikle suçlanmıştır. Yine eski Romalılar, kendi Tanrı kavramlarını kabul etmedikleri için, ilk hıristiyanları bile ateistlikle suçlayarak cezalandırmışlardır. 3Bu durumda kimlere ateist dendiğine bakarak, ateizmin ne olduğu konusunda birtakım ipuçları yakalamak mümkünse de terimin çeşitli kullanımlarını içerebilecek bir tanıma ulaşmak mümkün değildir. Tanımlamadaki güçlük, büyük ölçüde, ortada farklı ve çok sayıda tanrı kavramlarının, dolayısıyla buna karşılık çok sayıda. ateistik anlayışların bulunmasından ileri gelmektedir. Orta ve Doğu Asya'da yaygın olan bazı dinler bir yana, tek tanrıcı dinlere mensup kişilerin zihinlerindeki tanrı tasavvurları bile bir ve aynı değildir. Öyle ise nasıl farklı teistik sistemler varsa, aynı şekilde farklı ateistik anlayışların bulunması da tabiidir.Ateizm sözü, genellikle, bir geniş bir de dar anlamda olmak üzere iki ayrı şekilde kullanılmaktadır. Genel anlamda ateist sadece "teist olmayan", başka bir deyişle "Tanrıyı hayatına sokma gereğini duymayan" kişi, şeklinde tanımlanabilir. Bu anlamda kullanılan ateizmdeki olumluluk takısı "a", tıpkı "apolitik" ve "asosyal" kelimelerinde olduğu gibi, nisbeten daha nötr bir durumu ifade eder. Dar anlamda ise ateist, düşünerek ve tartışarak Tanrı'nın var olmadığını öne süren kişidir. Bazen bunlardan, ikincisine "pozitif ateist" birincisine de "negatif ateist" denmektedir. Pozitif ateist, sadece Tanrı'nın varlığına inanmamakla kalmıyor, aynı zamanda O'nun yokluğunu kanıtlamaya çabalıyor 4. Felsefede asıl önemli olan, bu ikinci tür ateisttir. Kaldı ki geniş anlamda veya negatif anlamda ateizmin varlığı da tartışma konusudur. İnsan, apolitik ve asosyal olduğu gibi, kolayca ateist olamaz. Özellikle tek tanrıcı dinler geleneği içinde doğup büyüyen bir insanın, ciddi olarak düşünmeden ve bir takım gerekçelere dayanmadan Tanrı'nın varlığını inkâr etmesi hiç de kolay bir iş değildir. Aslında Tanrı'nın varlığına pek aldırış etmeden hayatlarını sürdüren kişiler için "ateist" sözünü kullanmak doğru değildir. İmdi, kişi Tanrı'nın varlığına ya inanır ya da inanmaz. İnanma fenomeni ışığında bakıldığında, teiznıle ateizm arasında orta bir yerde bulunmak pek mümkün görünmemektedir. Gerçi felsefe tarihinde teizm ve ateizm terimleri kadar, "agnostisizm" terimi de önemli bir yer tutar. Bilindiği gibi, agnostik, Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu hakkında hiçbir şey bilmediğini, dolayısıyla bu konuda hiçbir şey söyleyemeyeceğini öne süren kişidir. Burada dikkatimizin bir ayırıma çekilmesinde yarar vardır: Tanrı'nın varlığına inanmak başka şey, O'nun var olduğunu kanıtlamak ise daha başka şeydir. Tanrı'nın varlığını kanıtlayamamaktan agnostisizmi veya ateizmi çıkarmamız doğru olmaz. Agnostisizmin haklı olabilmesi için, şu iddialardan birinin ya da ötekinin kabul edilmesi gerekir: (a) Tanrı'nın hem var hem de yok olduğunu gösteren birtakım ipuçları vardır; (b) Tanrı'nın var veya yok olduğunu gösteren hiçbir ipucu yoktur. Agnostik birinci iddiayı kabul edemez; çünkü "orta yerde" (yani teizmle ateizm arasında) durabilmesi için, leh ve aleyhteki ipuçlarının tam anlamıyla denkleştirmek zorundadır. Aksi takdirde ya teizme, ya da ateizme kaymadan edemez. 0, ikinci iddiayı da kabul edemez; çünkü Tanrı'nın varlığı veya yokluğu hakkında hiçbir ipucu yoksa agnostisizmin dayanacağı bir temel de yok demektir. Bundan dolayı yalnız teistler değil, ateistlerin de çoğu (Marx ve Engels başta olmak üzre) agnostisizmi tutarlı ve geçerli bulmamaktadırlar.Bu arada şu noktaya da işaret edelim ki, eğer teizmin sınırları çok geniş tutulursa, sadece agnostisizmin değil, ateizmin de imkânsız olduğu öne sürülebilir. Nitekim böyle bir iddia ile ortaya çıkan düşünürler de yok değildir. Söz gelişi, ilk hıristiyan ilahiyatçılarından Anselm, Kutsal Kitab'ın "Mezmurlar" (Psalm 14: 1 /) bölümündeki şu ifadeyi tekrarlamaktadır: "Kalbinde 'Tanrı yoktur' diyen bir aptalın zihninde bile 'kendisinden daha yetkini düşünülemeyen bir Tanrı fikri' vardır." Yine tanınmış hıristiyan ilahiyatçısı, Augustine, bir duasında şöyle der: "Tanrım, sen bizi kendin için yarattın; kalplerimiz Senin varlığında sükûn buluncaya kadar huzursuz olmaya devam edecektir!" Bu demektir ki, insan kendi hayatını er-geç dini bir yoruma tabi tutacak ve birtakım bocalamalar ve kuşkular geçirse bile, sonunda Tanrı'ya varacaktır. Bu görüş açısından hareket edilince, inanç konusunda içine düşülen şüphelerin ve hatta ateizmin bile bir dini değer taşıdığı düşünülebilir, düşünülmüştür de.. Bazıları putperestliğin her türünden arınmış ve arındırılmış bir teizm için ateizmin bir tehlike olması bir yana, yararlı bir araç olduğunu, dolayısıyla onun büyük bir dini anlam ve değer taşıdığını öne sürmüşlerdir. Bu bakımdan birkaç yıl önce Paul Riceur ve A. Maclntyre'ın birlikte yazdıkları bir kitaba "Ateizmin Dini Önemi" (The Religious Significance of Atheism) şeklinde oldukça dikkat çekici bir başlık koydukları görülmektedir. Ateizme dini bir değer atfedenler ateizmin değil, Tanrı karşısında ilgisizliğin teizm için bir tehlike olduğu görüşündedirler. Ateist, olumsuz bir açıdan da olsa, Tanrı ile ilgilenmektedir; dolayısıyla ciddi bir ateist, bir tür mistik bir tavır içinde bulunmaktadır. Bu tavır onu psikolojik olarak duyarlı bir noktaya götürebilir ve ateizm bir tür teizme dönüşebilir.Salt ateizmin çok zor, hatta imkânsız olduğu görüşü yüzyılımızda da birçok savunucu bulabilmiştir. Tanınmış İngiliz düşünürü John Baillie, Solipsist'in içinde bulunduğu durumundan söz ederken şöyle der: "Demeliyiz ki, solipsistler zihinlerinin ucuyla komşularının ve çevrelerindeki dünyanın gerçek varlıklarını inkâr ettikleri halde kalplerinin derinliklerinde onların var olduklarından asla şüphe etmemektedirler. 0 halde ateistler için niçin aynı şeyi düşünmeyelim ?" 5 Baillie'nin düşüncesine göre, ateist, her nekadar Tanrı'nın varlığına inanmadığını açıkça söylemekte ise de, onun varlığının derinliklerinde Tanrı fikri gizlidir. Günümüz düşünürlerinden J.A.T. Robinson, "Tam anlamıyla çağdaş olan bir insan ateist olmayabilir mi ?" başlığını taşıyan bir yazısında dogmatik, başka bir deyişle düşünülmüş ve tartışılmış bir ateizmin mümkün olmadığını ifade etmektedir. Ona göre, insan ilahi gücün varlığını, içinden gelen bir zorlama ile duymaktadır. Bu duyuş, tabiatın aracılığı ile artistik ve bilimsel bir kanalla, toplumsal ilişkiler yoluyla ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda olan insan kendisini çepeçevre saran bir varlığa ne ad verebileceğini ve onu nasıl tasavvur edebileceğini bilemeyebilir, hatta onun duygu ve düşünce dünyası tam bir karışıklık içine gömülebilir. Buna rağmen o, kendi yolunu açmak ve ilahi sese doğru gitmek gereğini ergeç idrak eder" 6. Görülüyor ki, Robinson bir "iç zorlama" dan söz etmekte ve ateizmi bir tür "kaçış" olarak görmektedir. Salt ateizmin imkânsız olduğu inancı, öyle sanıyorum ki, iki önemli düşünceden kaynaklanmaktadır: Bunlardan birincisi, biraz önce de işaret ettiğimiz gibi, teizmin sınırlarının çok geniş tutulmasıdır. Söz gelişi Ficlıte, "Tanrı" terimi ile "ahlak kanunu" terimi arasında bir özdeşlik gördüğü için, ahlak kanununa boyun eğen herkesi Tanrı'nın sesine kulak veren kişi olarak kabul etmiştir. İkinci düşünce ise, ateizmle nihilizmin aynı şey olduğu inancıdır. Çevresinde, ateist olduğu halde nihilist ve hatta materyalist olmayan insanların varlığına tanık olan teist, bir bakıma kolay bir çözüm biçimini seçmekte ve ateizmin imkânsızlığını öne sürerek güçlüklerden kurtulmayı denemektedir.Kanaatimce bu, doğru ve geçerli bir çözüm şekli değildir. Ateist olduğunu söyleyen bir insanın öyle olduğunu kabul etmekten başka çıkar yol yoktur. Anlatıldığına göre, David Hume'un, onsekiz kişi ile birlikte Baron D'Holbach'ın evinde ziyafette iken, dogmatik bir ateistin gerçekten bulunup-bulunamayacağından şüphe ettiğini söylemesi üzerine ev sahibi şöyle konuşmuştur: "Azizim Sir, şu anda bu şekilde olan onyedi kişi ile aynı masada oturmaktasınız7." Sanıyorum en doğru yol, ateizm gerçeğini bir yana itmek değil, onu anlamaya ve güçlüklerini görmeye çalışmak olmalıdır. Ateizm gerçeği, felsefe tarihindeki kökleri çok gerilere, teknik anlamda felsefenin başlangıç günlerine kadar uzanan bir olgudur. Ancak biraz önce de işaret ettiğimiz gibi, bir değil birçok çeşit ateizm vardır. Antik dönemlerin ateistik fikirleri ile Orta ve Yeniçağların ateistik düşünce ve tutumları arasında önemli farklar bulunmaktadır. Yunan filozofları arasında tanrıların varlığını inkâr edenler çıkmıştır; ancak Yunan halk inanışları teistik bir sistem oluşturmadığı için, orada bugünkü anlamda bir ateizm yoktu. Bugünkü anlamda ateizm, teistik sistemlere bağlı olarak ortaya çıkan bir harekettir. Başka deyişle, ateizm, evreni yaratan ve onun varlığını devam ettiren, özü itibariyle aşkın fakat sonsuz gücü, bilgisi, iradesi ve sairesi ile evren de içkin olan teistik, hatta belki de daha yerinde bir terimle monoteistik tanrı inancına karşı tepki olarak doğan bir düşünce hareketidir. Bu bakımdan düşünce tarihinin geleneksel ateizmi gıdasını büyük ölçüde teizmden, özellikle de Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışan felsefi kanıtlardan almaktadır.Tanrı'nın varlığının aleyhinde öne sürülen klasik tartışmaların başında "kötülük problemi", maddenin ezeliliği, teistik kanıtların yetersizliği, hatta geçersizliğine ilişkin görüşlerle özellikle günümüzde büyük bir önem kazanan bazı sosyolojik ve psikolojik teoriler gelmektedir. Ayrıca Nietzche tarafından önemle savunulan ve ateist varoluşçularca geliştirilen 'ahlaki gerekçelere dayanarak Tanrıyı reddetme' görüşünün de günümüz ateizminde önemli bir yeri vardır. Şimdi kısaca söz konusu bu tartışmalara bir göz atarak onların ateizm için sağlam bir temel oluşturup oluşturmadığı konusuna gelelim. 1. "Kötülük Problemi" Teizmin aleyhinde kullanılan belki de en eski iddia, dünyadaki kötülüğün reel varlığından kaynaklanan iddiadır. "Eğer her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve mutlak anlamda iyilik sahibi olan bir Tanrı varsa, yeryüzündeki bu kadar kötülük nereden geldi " sorusu düşünce tarihinde yüzlerce kez sorulmuş ve cevaplandırılmaya çalışılmıştır. Kötülük, şu ya da bu yolla yaşayan her canlının hayatına girdiği için bu soru, düşünürler kadar sıradan insanları da yakından ilgilendirmektedir. David Hume, "Tabii Din Üzerine Dialog" adlı yazısında teizmin kötülük problemine ilişkin çelişkisini şu sözlerle dile getirmektedir: Tanrı kötülüğü Önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor; o halde O güçsüzdür. Yoksa gücü yetiyor da Önlemek mi istemiyorsa, o halde O kötü niyetlidir. Eğer Tanrı hem güçlü hem de kötülüğü ortadan kaldırmak niyetinde ise, bunca kötülük nasıl oldu da var oldu? 8. David Hume, bu çeşit bir akıl yürütme ile özellikle teistik Düzen Kanıtının geçersizliğini göstermeye çalışmaktadır.Bazı teistler, kötülüğün reel varlığını inkâr ederek; bazıları onu insanın olgunlaşması için bir araç şeklinde yorumlayarak; bazıları kötülüğü Tanrı'nın öfke ve uyarısına bağlayarak, bazıları da sınırlı bir tanrı kavramı kabul ederek 9. Hume'un ortaya koyduğu ikilemi çözmeye çalışmışlardır. Ancak birçok felsefe probleminde olduğu gibi, burada da kesin bir sonuca ulaşılmış olduğu söylenemez. Kötülüğün teist için bir problem olduğu doğrudur. Bu problem, özellikle monoteist dinler söz konusu olduğunda çok daha karmaşık bir görünüm kazanmaktadır. Buna rağmen bu problem, ne teizmin geçersizliğini göstermek, ne de ateizmi kurmak gibi bir görevi yerine getirecek güçtedir. Kötülüğün varlığına rağmen insanlık, iyiye doğru ilerleyebilmiş, içinde yaşanabilir bir uygarlık düzeyine ulaşabilmiştir. Ateistik iddiaların çoğu, "dünyada gereğinden fazla kötülüğün bulunduğu" düşüncesi çevresinde dönüp dolaşmaktadır. Her şeyden önce bu "gereğinden fazla" sözü, oldukça üstü kapalı bir sözdür. Ateist, insanlık tarihi boyunca var olageldiğine inandığı büyük felaketleri, doğal afetleri ve saireyi birlikte düşünerek böyle bir yargıya varıyor olsa gerek. Oysa bizim evren hakkındaki bilgimiz oldukça yetersizdir; dolayısıyla topyekûn evrende gereğinden fazla kötülük var mı yok mu, bu konuda bir şey söyleyemeyiz. Kaldı ki, kötülüğün yaygınlaşmasını Tanrı'dan çok insana atfetmek, daha akla yatkın görünmektedir. Özelliklc Tanrı'ya atfedilen doğal kötülükler (deprem, su baskını v.s.) insanın çalışma ve didinmeleri sonucu büyük ölçüde önlenebilir, önlenmiştir de. İnsanla daha doğrudan ilgili olan ahlaki kötülük, bugün tanıdığımız ve bildiğimiz insan yapısı söz konusu olduğu sürece, büsbütün ortadan kalkmayacaktır; ancak burada da büyük ölçüde bir azalma gerçekleştirilebilir. Bir gün bütün dünyamızın kötülükle dolup taşacağına inanmamız için akla yatkın hiçbir neden yoktur.Kısacası, "dünyada kötülük vardır" yargısıyla, "bilgi, irade, güç ve iyilik sahibi bir Tanrı vardır" yargısını hiçbir şekilde karşı karşıya koyup bundan bir ateizm çıkaramayız.Leibniz'in "Theodiciee"si, insanlık tarihinde gergin ve bunalımlı dönemlerinde çok iyimser görünebilir. Fakat bu teodisenin ana iddiasının hala ayakta olduğunu kabul ediyorum. Hiç şüphesiz Tanrı, başka dünyalar da yaratabilirdi. Böyle bir imkan, bu dünyanın, "yaratılması mümkün olan dünyaların en iyisi olduğu" görüşünü savunmamıza engel olmaz. Eğer şu veya bu derecede kötülüğün bulunması, dünyanın "mümkün olan en iyi dünya" olduğu görüşüyle çatışmıyorsa ve hatta böyle bir dünya için belli oranda kötülüğün varlığı kaçınılmaz ise, bu takdirde "dünyada kötülük vardır" ve "dünya mutlak anlamda iyi olan bir yaratıcının yönetimi altındadır" iddiaları mantıken bir arada bulunabilir. Eğer dünyada kötülük var olduğu için kişinin Tanrı'nın varlığına olan inancı sarsılsaydı, başta Peygamber Eyüb olmak üzere Hz. İsa'nın ve Hz. Muhammed'in inançları sarsılırdı. 2. Maddenin Ezeliliği ve Kozmolojik Kanta Yöneltilen Eleştiriler: Başka önemli bir ateistik iddia da maddenin ezeliliği ve onun her şeyin kaynağı olduğu görüşünden hareketle ateizmi temellendirmeye çalışmaktadır. Bu iddianın iki önemli basamağı vardır. İlk basamakta maddenin ezeliliğinin apaçık olduğu, hatta bunun bilimsel olarak kanıtlandığı ve maddenin, şuur dahil her her şeyin kaynağı oluşturduğu söylenmekte; ikinci basamakta ise, bu görüşün yaratıcı bir Tanrı fikrini imkansız kıldığı öne sürülmektedir. İddiaya göre, yaratıcı Tanrı fikrine yer verirsek, madde miktarının ya da kütle-enerjinin sıfır düzeyde olduğu bir zamanın var olduğu düşüncesini kabul etmemiz gerekir ki, bu, fizik biliminin vardığı sonuçlar açısından mümkün değildir.Maddenin ezeliliği görüşünü temel alan bu iddia, aslında kozmolojik kanıtın ve belli bir yere kadar da teleolojik kanıtın geçersizliğini göstermeye çalışmaktadır. Bilindiği gibi kozmolojik kanıt, dünyadaki varlıkların, var oluş nedenlerini kendi içlerinde taşımadıkları, dolayısıyla kendi varlık alanlarının dışında bir nedene muhtaç oldukları, bu nedenin de kendi kendine yeterli ve başka bir şeye muhtaç olmayan bir varlık olduğu sonucuna varmaktadır. Eğer en Son Neden kendi kendine yeterli olmasaydı başka bir deyişle var oluş nedenini bizzat kendi içinde taşımasaydı, o zaman neden-sonuç zinciri sonsuza değin uzayacaktı ki bu Teolojik bir deyimle "muhal"dir, yani imkânsızdır.Bizim burada ateistik maddeciliği ayrıntılı olarak ele almamız mümkün değildir. Bu konuda öne sürülen bir sürü varsayım, çözüm bekleyen bir yığın problem ve ardı arkası kesilmeyen birçok tartışmalar vardır. Ateistin iddia ettiği gibi, maddenin ezeli olduğu ve şuur dâhil her türlü canlı faaliyetin kaynağı olduğu bilimsel yöntemlerle doğrulanmış değildir. Hatta bir an için maddenin ezeli olduğunu kabul etsek bile, bu, çeşitli şekillerde dile getirilen teistik anlayışların hepsinin geçersizliklerini göstermeye yetmez. Yaratma fiili için bir başlangıç tanımayan ve onun sürekliliğini kabul eden birçok teist vardır. Farabi, Muhammed İkbal, Lotze burada sayabileceğimiz birkaç örnektir. Bilimsel sonuçlar, kozmolojik kanıtın, ya da klasik İslami terminoloji ile "hudus" ve "ibdâ" delillerinin formüle edildikleri dönemlerin ilkel ve zayıf bilimsel anlayışlarının geçersizliklerini, hatta bizzat kozmolojik kanıtın geçersizliğini ortaya koyabilir; ama bunların hiçbirinden "o halde Tanrı yoktur" yargısı çıkarılamaz. Aslında Kant'ın da işaret ettiği gibi, bilimi böyle bir yargıyı vermeye zorlamak onu meşru olmayan bir alana itmek demek olur. 3- Ateizmin Dayandığı Bazı Sosyolojik ve Psikolojik Teoriler: Günümüzdeki ateistik görüşlerin önemli kaynaklarından biri olan ve Fransız sosyologu Emille Durkheim tarafından geliştirilen "sosyolojik teori"ye göre Tanrı toplumun, bireylerin düşünce ve davranışlarını kontrol altında tutmak için farkına varmadan uydurduğu hayal ürünü bir kavramdır. Yine bu teoriye göre insan, dini bir duyguyla kendisini aşan bir varlık karşısında korku ve ümit içinde beklerken aslında Tanrı adı verilen evrenin ötesindeki bir varlık karşısında değil, kendisini çepeçevre saran toplumun realitesi karşısında durmaktadır. Tanrı fikri toplumun güç ve işlevini gösteren bir simgeden başka bir şey değildir. 10Böyle bir teoriden kaynaklanan ateizm, kozmolojik ve teleolojik kanıtlar çevresinde dönüp dolaşan ateistik tartışmalardan daha kolay anlaşılır bir niteliktedir; bundan dolayı da çok daha etkindir. Ancak bu teorinin zayıflığı ortadadır. Şöyle ki: 1. Bu teori, dini şuurun evrenselliğini açıklayamamaktadır. Söz konusu bu şuur, bireyin içinde yaşadığı toplumun çok daha ötesine gitmekte, evrensel nitelikte bağlar ve toplumsal birlikler oluşturmaktadır. Yine bu şuur, bütün insanlığa kapısını açık tutan bir özellik taşımaktadır. Eğer Tanrı, toplumun bir simgesi ise, bütün insanları içine alma zorunluluğu nereden doğuyor? Bir bütün olarak insanlığın "toplum" olduğu söylenemez; çünkü sosyolojik teori, toplum terimini bu anlamda kullanmamaktadır. 2. Sosyolojik teori, bir dinin belli bir toplumda otaya çıktığı sırada dile getirdiği Tanrı kavramı ile toplumsal_ideallerin çok kere çatıştığını görmezlikten gelmektedir. Söz gelişi Kur'an'ın ilk inen sürelerinde ifadesini bulan Tanrı'nın; Mekke toplumunun, özellikle Mekke aristokrasinin ideallerinin yanında değil, karşısında olduğu bilinen bir gerçektir. İlk müslümanların kafalarına ve gönüllerine yerleştirilen dünya görüşü, Mekke toplumunun düşünce ve davranışlarının, dolayısıyla yaptırım gücünün sembolik bir ifadesi olmamış, tam tersine bu etki ve gücü temelinden sarsan bir faktör olmuştur. Eğer Tanrı, kılık değiştirmiş toplum olsaydı, tanrısal güç, her halde kendi kuyusunu bizzat kendisi kazmazdı.Bilimsel bir temele dayandığı öne sürülen ve ifadesini özellikle Freud ve Feurbach yazılarında bulan, günümüzde ateizme önemli ölçüde destek sağlayan "Yansıtma Din Teorisi" (The Projection Theory of Religion) de sosyolojik teorinin karşılaştığı güçlüklere benzeyen güçlükler içinde düşmektir. Freud'a göre Tanrı fikri çocuktaki baba imajının bir yansımasıdır. Tanrı fikrinin kaynağı, insan soyunun, çocukluk döneminde karşı karşıya kaldığı zorluklar karşısında geliştirdiği zihinsel bir savunma mekanizmasıdır. Bundan dolayı din, Freud'un nazarında "nürotik bir kalıntı"dan ibarettir. Feuerbach ise, Tanrı hakkındaki bütün konuşmaları insan hakkında konuşmaya, başka bir deyişle teolojiyi antropolojiye indirgemektedir. İnsan, kendisinde görmek istediği, fakat bir türlü görmeyi başaramadığı nitelikleri hayal bir varlığa yansıtmakta; bunu yaptığı için de kendisini söz konusu bu varlık karşısında küçülterek öz benliğinden soğumakta ve yabancılaşmaktadır. 12Gerek Freud'e göre, gerekse Feuebach'a göre, insanlık büyüyüp olgunlaştıkça hayali varlıkların yardımına ihtiyaç duymayacak yavaş yavaş Tanrı fikrinden kurtulacaktır.Freud'un görüşü teizmin aleyhine kullanılabildiği kadar ateizmin de aleyhine kullanılabilir. Her şeyden önce ateizm, bir olgunluk işareti değildir. Onda da çocukluk döneminde yer alan bir ruh, halinin tekrarı söz konusudur. Babasını kıskanan, ondan korkan, onun buyruklarından memnun olmayan ve hatta onun salt varlığından rahatsız olan çocuk, babasından kurtulmak istemekte, onun var olmamasını arzu etmektedir.Buna dayanarak denebilir ki, ateizm, babanın var olmaması arzusunun bir yansıması, bir projeksiyonudur. Ancak baba imajına o kadar alışmıştır ki, onsuz edememekte, baba, dolayısıyla Tanrı otoritesi yerine bir düşünürün, bir siyasi liderin, bir partinin ve sairenin otoritesini koymaktır.Feuerbach'ın yansıtma teorisine gelince bunun bazı dinler, mesela eski Yunan ve Mısır dinleri için geçerli olduğu kabul edilse bile, her din için geçerli olduğu söylenemez. Büyük harfle yazılan İnsanı bir tarafa bırakıp, sıradan bir insanın, söz gelişi Miladdan sonra 620'lerde Mekke' de yaşayan bir Arabın ideallerinin yansıması ile Kur'an'ın Tanrı kavramı arasındaki ilişkiyi görmek, Feuerbach'ın tezinin zayıflığını görmek için yeterlidir sanıyorum. Neydi bu sıradan insanın idealleri, arayıp da bulamadığı şeyler? Bol servet, çok sayıda erkek çocuk, çok sayıda kadın v.s... Bu ve benzeri arzuların yansıması, olsa olsa muhteşem bir Arap şeyhinin özelliklerini oluştururdu, İslam'ın Tanrı anlayışını değil.Feuerbach, ciddi ve tutarlı çözümlemelerle teizmin tutarsızlığını ve yanlışlığını gösterme yerine, vecize kabilinden birtakım parlak sözlerle metafizik bir problemi psiko-antropolojik bir terminoloji içinde çözmeye çalışmaktadır. 0, bize Tanrı fikrinin bir tür psiko-genesisini sunmaktadır ki, bu, savunulabilir bir ateizm için yeterli değildir. İnsan ya da insan soyu, Feuerbach'ın anlattığı yolla Tanrı fikrine ulaşmış olsa bile bu, böyle bir fikrin ontolojik bir temelden yoksun olduğunu göstermez. İnsanın, Tanrı'nın varlığı fikrine nasıl vardığını açıklamakla ateizm arasında mantıksal bir bağ yoktur. 4. Tanrı'nın Ahlaki Gerekçelerden Dolayı Reddedilmesi: Özellikle Nietzche ile felsefe sahnesinde ön plana çıkan, Sartre ve Camus gibi ateist var oluşçularca geliştirilen bir başka önemli ateistik görüş de ahlâki bir endişede çıkış noktasını bulmaktadır. Bilindiği gibi Kant, insanın ahlâki otonomisini koruyabilmek için Tanrı'nın ahlâk alanına sokulmasına, yani teolojik ahlâka temelden karşıydı. Ancak o, buna dayanarak Tanrı'nın var olmaması gerektiğini öne sürmüyordu. Tam tersine, o, Tanrı'nın varlığını, ahlâklılığın ve mutluluğun bir arada bulunması demek olan "en yüksek iyi"nin elde edilmesi için zorunlu bir postülat olarak koyuyordu. Kant'ın tanrısı bir Ahlâk Tanrısı idi. İşte Nietzche ve ateist var oluşçuların yıkmak istedikleri Tanrı fikri de buydu. Onların, antolojik, kozmolojik, teleolojik kanıtların Tanrı anlayışı üzerinde hemen hiç durmamış olmaları da bunu göstermektedir. Onlar, Kant'ın çıkış noktasını benimsemekte, ama onun vardığı sonucu ortadan kaldırmak istemekteydiler.Nietzche'ye ve var oluşçuluğun ateist kanadına mensup düşünürlere göre, ya insanın önceden belirlenmiş bir "öz"ü vardır; ya da insan tam anlamıyla karmakarışık bir akıntı içindedir; dolayısıyla özünü kendisi oluşturmak zorundadır. Nietzche, kısır ve sıkıcı akılcı felsefelerin insanın önceden belirlenmiş bir özü olduğu görüşüne dayandıklarını söyler. Yine insan, bu düşünürlere göre, ya kölece bir bağlılık ve bağımlılık içindedir yahut da, Sartre'ın deyimiyle özgürlüğe mahkûmdur. Şimdi eğer Tanrı, yani bir yaratıcı varsa, insanın bir özü de var demektir ve insan, kendi özünü oluşturma imkân ve gücünden yoksundur. Başka bir deyişle eğer Tanrı varsa, özgürlük yok demektir ve insan, kendi özünü oluşturma gücünden yoksundur. Bu imkân ve gücün olabilmesi için, Tanrı'nın olmaması gerekir. Acaba Tanrı'dan bu derece çabuk kurtulmak kolay bir iş midir? Nietzche, Tanrı'nın ölümünün ne büyük ve endişe verici bir olay olduğunun farkındadır. O şöyle der: "Dünyanın bir daha sahip olamayacağı en kutsal ve güçlü varlık hançerlerimizin altında kana boyandı. Bu, insanlığın kaldıramayacağı kadar büyük bir olaydır".13 Buna rağmen Nietzche'ye göre bu, yerine getirilmesi gereken bir işti. Eğer insan gücünün bir değeri olacaksa sonsuzca güce sahip olan bir varlığın olmaması gerekirdi; çünkü sonsuz-olanla sınırlı-olan, en yetkinle, yetkin olmayan, tamla eksik bir ve aynı dünyada barınamazdı. Camus'un deyimiyle. Sisyphus baş kaldırmalı ve her türlü tehlikeyi göze alarak özgürlüğünü ilân etmeliydi.14Ne Nietzche, ne Sartre, ne de Camus ve ne de onlar gibi düşünenler yavaş yol alan, kılı kırk yaran serinkanlı bir düşünür gibi çıkarlar karşımıza. Onların ispat etmeye, hatta ikna etmeye ne vakit ne de sabırları vardı. Onlar, bir haykırış içindedirler; muhatapları ise, ne teolog, ne de filozoftur, sadece bunalım içinde olan insandır.Bu bunalım felsefesi, "Tanrı yoktur" demekten çok "Tanrı var olmamalıdır" diyor. Bunun için gösterdiği gerekçeler ise, aşırılıklarla dopdolu. Öyle ki, bu felsefe bize iki aşırı uçtan birini seçmemizi söylüyor. Oysa böyle bir zorunluluk yoktur. Şöyle ki; (1) Ya aşırı ve katı bir rasyonalizmi, ya da irrasyonalizmi seçmek zorunda değiliz. İnsanın kurduğu kavramsal yapının suni, zorlanmış ve gelişi güzel yönleri vardır; ama bu yapının bütünüyle kötü ve güvenilmez olduğunu söylemek mümkün değildir. (2) İnsan söz konusu olunca, niçin katı ve belirlenmiş bir tür "okult öz"le başıboş bir akıntı arasında orta bir yer bulunmasın? (3) Kölece boyun eğme ile şiddete başvurarak şiddete başvurarak sürekli bir direniş içinde bulunma arasında kalınabilecek hiçbir nokta yok mudur? Sokrates, görüşleriyle içinde yaşadığı toplumun temellerini sarsmış bir insandı; ama aynı insan ölüm cezasından kaçıp kurtulma imkânı bulduğu halde, toplumun yasalarına uymayı -isterseniz buna bir tür muhafazakârlık' da diyebilirsiniz- bir görev bilmişti.Mademki bu aşırılıklardan birini ya da ötekini seçmek zorunda değiliz; "o halde Tanrı'yı öldürmeye de gerek yoktur." Ahlaki yücelişin dinin özü olduğunu söyleyen ve onu hayatın nirengi noktası haline getiren bir varlığı ahlak adına, insanlık adına öldürmek istemek, gerçekten büyük bir bunalım içinde olmanın belirtisi olsa gerektir. 5. Tanrı. Kavramının Anlamsızlığı: Şimdiye kadar üzerinde durduğumuz çeşitli ateistik görüşlerin ortak bir yanı vardır. 0 da teizmin son derece ciddiye alınmasıdır. Aynı ciddiliği, analitik felsefe geleneğine bağlı ateist düşünürlerde ve özellikle de mantıksal pozitivizmi savunanlarda görmemekteyiz. Bunlardan - bazılarına göre, Tanrı, aleyhinde bile konuşulacak bir konu değildir çünkü Tanrı kavramı derli-toplu bir anlam ifade etmemektedir. Bu görüşte olanların ilk ele aldıkları konu ontolojik kanıt olmuştur. Bu kanıt daha çok düşünce ve dil çerçevesi içinde kaldığından dolayı kavramsal çözümleme için verimli bir alan oluşturmaktadır. Ontolojik kanıtla ilgili tartışmalar şu ana kadar ertelememizin nedeni de budur.Bilindiği gibi Anselm tarafından formüle edilen ve daha sonra akılcı filozoflarca geliştirilen bu kanıt, Tanrı'nın varlığı düşüncesinden O'nun varlığının gerçek ve zorunluluğuna gitmektedir. Kısaca söyleyecek olursak ontolojik kanıtın temel iddiası şudur: Kendisinden daha yetkinini düşünemeyeceğimiz bir varlık kavramı vardır zihnimizde. Bu varlık, ya sadece zihindedir, ya da hem zihinde hem de zihnin dışında vardır. Sadece zihinde var olan, hem zihinde hem de zihnin dışında var olandan daha yetkindir. Tanrı, terimin tanıma gereği, kendisinden daha yetkini düşünülemeyen bir varlık olduğundan O'nun hem zihinde hem de gerçekte var olması zorunludur.Biz burada bu kanıtla ilgili uzun tartışmaları bir yana bırakarak onlardan önemli olduğuna inandığımız sadece bir tekine dokunmakla yetineceğiz.Ateist olduğunu açıkça söyleyen günümüz filozoflarından J.N. Findlay, "zorunlu varlık" kavramını çözümleyerek bir tür "ontolojik ateistik kanıt" çıkarmaya çalışmıştır 15. Findlay, "Tanrı vardır" önermesinin zorunlu olamayacağını söyler. Ona göre, "zorunlu varlık" kavramı tıp "yuvarlak kare" kavramı gibi, bir zıtlığı içermektedir. Zorunlu önermelerden hiçbiri "cxistentielle" bir durumu içermez. Zorunluluk, mantıksal çıkarımlar ve dildeki kurallar için söz konusudur. Varlığa ilişkin yargılarımız ise, zorunlu değil mümkündürler. Bu durumda "Tanrı zorunlu olarak vardır." önermesi kendi içinde bir zıtlığa yer vermekte, dolayısıyla anlamsız olmaktadır.Bize öyle geliyor ki, bu tür bir çözümlemeye dayanarak ateistik bir kanıt dile getirmek kolay bir iş değildir. Şöyle "zorunlu varlık" kavramıyla varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, yok edilemeyen, sınırlayıcı herhangi bir şarta bağlı olmayan bir varlığı kastetmektedir. Bu çeşit bir zorunluluğu, mantıksal zorunluluktan ayrı düşünmek gerekir. Hatta Tanrı'nın varlığının zorunlu olması ile bizim Tanrı'nın varlığına ilişkin iddialarımızın zorunlu olup-olmadıkları hususu arasında da bir ayırım yapmak zorundayız. Gerçi bu gün birçok düşünürün "zorunlu" ve "mümkün" terimlerinden hoşlanmadıkları ve onları sadece önermelerle ilgili olarak kullandıkları doğrudur. Buna rağmen hiç kimse bu güne kadar varlığa ilişkin bütün önermelerin, kesinlikle olumsal olduklarını kanıtlayamamıştır. Bu işi, şu anda üzerinde durduğumuz tartışmanın en ciddi anlamda başlatıcısı olan Kant bile başaramamıştır. Çoğunlukla "Tanrı vardır" önermesindeki "varlık" ın konuya bir şey eklemediği, dolayısıyla gerçek bir yüklem olmadığı öne sürülmüştür. Öyle sanıyorum ki, "Tanrı zorunlu olarak vardır." önermesi, varlığın yüklem olamayacağı iddiasının boy hedefi olmamaktadır. Tanrı, "zorunlu olarak vardır", "zorunlu olarak güçlüdür" ve "zorunlu olarak bilendir" şeklindeki önermelerde, "zorunlu varlık", "zorunlu bilme" v.s, birer yüklem olmaktadır. Özetle ifade etmek gerekirse, ontolojik kanıtın birçok güçlükleri ve hatta çıkmazları bulunabilir. Ancak ontolojik ateistik bir kanıt bulabilmenin güçlükleri ve çıkmazları kat kat daha fazladır.Findlay'in "Tanrı zorunlu olarak vardır" önermesi hakkında öne sürdüğü çözümlemelere ve itirazlara benzer çözümlemeler mantıksal pozitivizm geleneğini sürdürenlerce hemen bütün teistik yargılar için öne sürülmüştür. İlhamını Viyana Çevresi filozoflarından alan birçok düşünür, dar anlamda ele aldıkları Doğrulama İlkesini teistik önermelere uygulayarak onların anlamsız olduklarını göstermeye çalışmışlardır. Bu tür bir doğrulama ilkesine göre, bir iddianın doğrulama ilkesine göre, bir iddianın doğru olabilmesi için onun ya tecrübî verilerle, ya da mantık ve matematikte görülen zihinsel bir işlemle doğrulanması gerekir. İmdi "Tanrı vardır" önermesini bu yollardan biri ya da ötekiyle doğrulamak mümkün değildir; öyle ise, bir iddia anlamsızdır.Çağdaş İngiliz filozoflarından A. Flew, doğrulama ilkesinden esinlenerek bir yanlışlama ilkesi formüle etmeye çalışmış ve şöyle demiştir: Teistik iddialar doğrulanamazlar, çünkü onların yanlışlığını gösterecek hiçbir verinin bulunabileceği düşünülemez. Eğer bir iddia hiçbir şeyi inkâr etmiyorsa, yanlışlamıyorsa, doğruladığı bir şey de yok demektir. Öyle ise, "Tanrı dünyayı yarattı" veya "Tanrı insanları sever" ve benzeri iddialar anlamsızdır. 16Her şeyden önce böyle bir çözümleme yöntemi ile hareket edilerek ateizmi savunmak mümkün değildir. Çünkü burada teistik iddialar kadar ateistik iddialar da anlamsız olmaktadır. "Tanrı vardır" iddiasıyla "Tanrı yoktur" iddiası aynı mantık statüsü içine girmektedirler. Bu durumda Tanrı'ya inanma veya inanma konusu başka temellere dayanılarak verilecek bir kararın sonucu olacaktır. Kaldı ki dilci filozoflar, özellikle Wittgenstein'in hayatının son döneminde kaleme aldığı yazılarındaki "anlam kuramı"nı geliştiren filozofların da haklı olarak belirttikleri gibi, "anlamlı olma" ile "doğrulanabilme" yi birbirinden ayırmak gerekir. Anlamlı olup da emprik yollarla ya da zihinsel bir işlemle doğrulanamayan bir sürü önerme vardır. Söz gelişi ahlak önermelerinin büyük bir bölümünü, katı doğrulama ilkesi ile doğrulamak mümkün değildir. Her dil biriminin, söz gelişi din dilinin ve ahlak dilinin kendilerine özgü bir mantığı, yani işlev görme biçimi vardır. Bu bakımdan "Tanrı dünyayı yarattı", "Tanrı insanları sever" ve benzeri önermeleri emprik önermeler gibi kabul edip çözümlemeye başlarsak, daha işin başında iken çıkmaza düşeriz. Sonuç Gerek klasik teistik kanıtlara, yapılan hücumlar, gerekse teistik iddiaların kavramsal çözümlemelerinde öne sürülen itirazlar, genellikle inancın birtakım kanıtlamalarla ayakta durduğu görüşüne dayanmaktadırlar. 0 kadar ki, bazı iddialı ateistler, Tanrı'nın varlığına ilişkin derli toplu bir kanıtın bulunmayışını ateizm için yeterli görmektedirler. Nitekim Baron D'Holbach , "Tabiat Sistemi" adlı yazısında şöyle demekteydi; Eğer Tanrı var olsaydı, bu derece akıl, bilgi hikmet sahibi varlık, kendisi hakkında bize akıl ve mantık dışı mucizelerle değil, daha doğrudan bilgi ulaştırırdı.11 Benim de şahsen dinleme fırsatı bulduğum bir BBC programında B. Russell'a şöyle bir soru yöneltilmişti: "Eğer öldükten sonra bir öteki dünya var da bu dünyada varlığına inanmadığımız Tanrı, "Bana niçin inanmadın ?" diye sorarsa ne cevap vereceksiniz ?" Russell'n soruya verdiği karşılık şu olmuştu: Tanrım, bana var olduğuna ilişkin niçin doğru dürüst bir kanıt göstermedin?Gerek D'Holbach, gerekse Russell ve onlar gibi düşünen birçok kimse, Tanrı'nın varlığına ilişkin bir tür doğrulanabilir kanıt istemektedirler. Oysa böyle bir kanıt, inanmanın özüne ters düşer. Eğer Tanrı'nın varlığı, herhangi bir emprik ya da soyut objenin varlığı gibi kanıtlanabilseydi dindeki anlamıyla inanma yok olurdu. İnanma, bilerek düşünerek inanma, bir özgürlük, bir seçim ve bir karar verme işidir. Görünmeyene inanmanın, dini deyimiyle "gayba iman"ın önemi ve değeri, buradan gelmektedir. Eğer Tanrı, varlığını önümde duran şu masanın varlığı gibi bana dıştan empoze ettirseydi, eski bir deyimle "Tanrı bi-la hicab Tecelli" etseydi, o zaman tek alternatif inanmak olurdu. Bu ise, insan özgürlüğünün sonu demektir.Hele Tanrı'nın varlığı için emprik ya da akli bir kanıtın bulunmayışını ateizmin yeter nedeni saymak, son derece naiv bir tutum olur. "Suçun kanıtlanmaması, kişinin suçsuzluğunun bir kanıtıdır" hükmü, yalnız mahkemede, o da sadece bir hukuk ilkesi olarak geçerlidir. "Hukuk ilkesi olarak" diyoruz, çünkü suçu kanıtlanmamış bir sürü suçlu bulunabilir ortada. Aslında kanıt yetersizliği, teistten çok, ateistin işini zorlaştırmaktadır; çünkü bir şeyin var olmadığını kanıtlamak, var olduğunu kanıtlamaktan daha güçtür. 'Söz gelişi, ıssız bir adaya giden bir kimse, birkaç ayak izine rastlamakla orada insanın yaşadığı ya da yaşamakta olduğu sonucuna varabilir. "Bu adada hiç kimse yaşamamıştır ve yaşamamaktadır" diyebilmek için, adanın her karış toprağının inceden inceye incelenmesi gerekir. Tanrı'nın varlığına ilişkin kanıtlar, kanaatimizce, teistin ortaya koymak istediği bazı "işaretler" ve "ipuçları"nın ötesinde fazla bir güç taşımamaktadır. 0, bu ipuçları yardımıyla bir yaratıcının var olduğu sonucuna ulaşmakta veyahut bu yolla bir başka kanaldan edinmiş olduğu inancını pekiştirmektedir. Ateistin aynı çizgide yürüyerek "Tanrı yoktur" diyebilmesi için, tabiri yerinde ise bir "kozmik beyin"e sahip olması gerekir. Öte yandan eğer pozitivistlerin iddia ettiği gibi, "Tanrı vardır" önermesi anlamsız ise, "Tanrı yoktur" önermesi de aynı ölçüde ve aynı nedenlerden dolayı anlamsız demektir. Ateistin hücumları teisti inancından vazgeçirecek güçte değildir. Bu hücumlar olsa olsa onu "imancı" (fideist) bir noktaya götürür ki, fideizm, yani "inanıyorum ama kanıtlayamıyorum" görüşü psikolojik hiçbir rahatsızlığa neden olmayan bir durak noktası olabilir.İnanan bir kimse, inancını destekleyecek bir kanıt bulamadığı için, inancından vazgeçmez. İnanmayan bir kimse de teıstık kanıtlar karşısında söyleyecek hiçbir şeyi bulunmasa da inanmayabilir. Ernest Nagel'in "Ateizmin Savunması'.' (The Defence of Atheism) adlı yazısında da işaret ettiği gibi, ateistin, "inanıyorum ve isbat etme gereğini duymuyorum" diyen bir kimseye söyleyecek hiçbir şeyi bulunamaz. 18. Binbir şüphesi olmadığı için, binbir kanıt getirmeyi gereksiz gören "kömürcünün imanı" karşısında ateistin eli ve dili bağlıdır. Özetle söyleyecek olursak, bu yazımızda ateizmi dört görüş açısından incelemeye çalıştık: (1) Klasik teistik kanıtların eleştirisinden güç alan ateistik görüşler; (2) Bazı sosyolojik ve psikolojik teorilerden kaynaklanan görüşler; (3) Ahlaki bir ilgi ve endişeden kalkan görüşler (4) Bir dizi kavram çözümlemelerinden kalkarak teistik iddiaların anlamsızlığını ortaya koymaya çalışan görüşler. Unutmamak gerekir ki, bu görüşlerin büyük bir kısmı Batı hıristiyan teizmi geleneği içinde doğmuş ve gelişmiştir. Hıristiyan teizmindeki Baba-Oğul teriminin önemle yer aldığı Üçleme (Teslis) düşüncesiyle Freud'un ateizmi İsa'nın kişiliği üzerine kurulduğu öne sürülen hıristiyan ahlakının "bir de yüzünün öbür yanını çevir" anlayışı ve insanın günahkar olarak dünyaya geldiği görüşü ile Nietzche ve Camus'un "başkaldırı"sı; köleliği ve ırk ayırımını kaldırmanın, yoksulluktan yakınmanın, Tanrı'nın yaratma bilgeliğine ters düştüğünü kabul etmekle Feuerbach, Marx ve Engels'in iddiaları arasındaki ilişkiyi -görmek pek zor bir iş olmasa gerek. Başka türden bir teizm karşısında bütün bu eleştiriler güçlerinin önemli bir bölümünü yitirebilirler.Eğer taklitten, günümüzde çok kullanılan bir deyimle "kültür emperyalizmi"nden kurtulmanın ve otantik bir kişilik ortaya koymanın bir anlam ve değeri varsa, o zaman "Tanrı öldü" yargısı karşısında herkesin şu üç soruya cevap bulması gerekir: Ölen hangi Tanrıdır? Kim öldürdü onu? Ve niçin öldürdü? Eğer ölen, günahın, ümitsizliğin, korku ve dehşetin kaynağı olan bir kavram ise, varsın ölsün. Eğer metafizik, yüzyıllar boyunca kurduğu bir yapıyı, kendi içinden gelen bir çözülme ve nihilizm ile bugün yıkılıyorsa, varsın yıksın. Ama eğer öldürülmek istenen, Tevrat'ın, İncil'in ve Kur'an'ın ortaklaşa kullandıkları bir ifadeyle "İbrahim'in ve İshak'ın Rabbi" ise, buna insanlığın gücü yetmeyecektir. 1-Bk. E. Gilson, God and Philosophy, Yak University Press, 1941, c. 63 vd. 2-P. Tillich, Shaking of the Foundations, New York, 1948, s. 63 vd. 3-Krş., Sidney Hook, The Atheism of Paul Tillich, Religious Experience and Truth, New York U.P., 1961, s. 59. 4-A. Flew, The Presumption of Atheism, New York, 1976,.. 59 vd. 5-Baille, The Sense of the Presence of God, Oxford, 1939, s. 4 vd. Ayrıca bk. aynı yazarın, Our Knowledge of God, Orford, 946, s. 2. 6-J.A. T. Robinson, The New Reformation. London, 1965, s. 117-8. 7-Encyclopedia of Re!igion and Eghcs (Hasting) "Theism" maddesi. 8-D. Hurne, Diologues Concerning Natural Religion, Ed. N. K. Smith, New York, 1947, s.198. 9-Sınırlı bir Tanrı kavramından hareket ederek "kötülük problemi"ni çözmeye gayret edenlerin görüşleri için bk. E.H.Madden, "Evil and the Concept of a Limited God". Phisophical Studies, 18, 1967, 65-70.10-E. Durkheim, The Elementary Forms of Religious Life, London, 1915; Sosyolojik görüşün eleştirisi için bk. J. Hick, Philosophy of Religion, New Jersy, 1965, s. 31 vd.11-Freud, bu görüşlerine, Totem ve Tabu, Bir Yanılmanın Geleceği, Musa ve Monoteizm gibi eserlerinde geniş yer verir. Onun görüşlerinin derli toplu bir eleştirisi için bk. R.S. Lee, Freud and Christianity, London, 1948. özellikle Dokuzuncu Bölüm; ayrıca bk. E. Fromm, Psychoanolyasis and Religion, Yale, U.P., 1950, s. 21 vd. 12-Feuerbach'ın görüşleri için bk. P. Masterson, Atheism a d Alineation, (Plican Books) 13-The Porzable Nietzsche, ed. W.Kaufmann, New York, 1954, s. 95. 14-A. Camuse, The Myth of Sisyphus, İng. çev. J.0. Brien, London, 1955, s. 99. 15-J.N. Findley, "Can God's Existence Be Diepoved", New Essays in Philosophicol Theolgoy, ed. A. Flee ve A. Mac Intyre, London, 1955, s. 47-5616-A. Flew, "Theology ad Fa1sification",New Essays in Philosophical Theology, . 98. 17-Eneyclopedia of Religion and Ethics, "Theism" maddesi. 18-E. Nagel. "The Defence of Atheism", A. Introduction to Philosophy, (ed. P. Edward ve A. Pop. New York, 1965), eserin içinde. (Ankara Ünv. İlahiyat Fak.C.XXIV 1981)  
1 ATEİST SİTESİNDEN ...VE CEVABIMIZ !
Bu yazıda, Kuran'da yer alan çelişkilerin bazıları sunularak Kuran'ın geçersizliği kanıtlanacaktır...Öncelikle, Kuran'da çelişki bulmanın, Kuran'ın geçersizliğini kanıtlayacağını kanıtlayalım. Kuran bunu bizzat ve direkt olarak telaffuz eder: "Hâlâ Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı." (4:82) İŞTE ÖNYARGI, İŞTE ATEİST MANTIĞI BU...! AYET NE DİYOR, ATEİSTİMİZ NE ANLIYOR...NE YANI AYET, KURANDA CELİSKİ VARDIR MI DİYOR...AKSİNE YOKTUR DİYOR...ŞİMDİ GECELİM AYNI AYETLERDEN NASIL İMAN VE KÜFÜR ÖRNEĞİ ÇIKACAĞINA...UNUTMAYIN AYNI KUR'AN, " KURAN MÜMİNİN İMANINI ARTIRIR, KAFİRİNDE KÜFRÜNÜ " DER...HAYDİ İMAN ARTIRMAYA ...! BAŞLAMADAN ÖNEMLİ BİR NOT : BUNLARI ATEİSTİMİZ ARASTIRMIŞ DEĞİLDİR...DİREK MİSYONERLERDEN KOPYALAMIŞTIR...ŞİMDİ DÖNELİM KONUMUZA : Bu konuyu hallettiğimize göre çelişkileri sunmaya geçebiliriz. ...Bu yazıda Kuran'ın sadece iç çelişkilerinden söz edilecektir. Bunlar en vahim çelişkilerdir, dış kaynaklara başvurmayı gerektirmeden, Kuran'ın sadece kendi metni ele alınarak Kuran'ı çürütmeye kafi gelmektedirler.Aşağıdaki listenin Kuran'daki iç çelişkilerin tam bir listesi olduğu iddia edilmemektedir, birçokları daha mevcut olabilir. * Muhammed yalan söylüyorsa veya yanıldıysa bunun cezasını kim çekecektir? 34:50'de Muhammed: “Ben eğer sapmışsam ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O hakkıyla işitendir, kuluna çok yakındır." der. Bu sav, Kuran'daki birçok diğer savla çelişmektedir, örneğin "İnkar edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Halbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır." (29 :12) Yani Muhammed insanları yanılttıysa, günahı sadece onun boynuna olmayacak, yanılttığı insanlar da günaha girecektir. Muhammed'in iddia ettiği gibi günahı sadece kendi boynuna olmayacaktır. Kuran kendiyle çelişmektedir.BE ADAM...HERKES "KENDİ GUÜNAHI İLE BERABER SAPTIRDIĞI BAŞKA İNSANLARIN DA GÜNAHINI YÜKLENİR " AYETİ VARKEN ...NEREDE CELİŞKİ ARARSIN...!?TABII KI SONUNDA HERKES KENDİ GÜNAHLARI İLE - YANİ KİŞİSEL OLARAK İŞLEDİKLERİ GÜNAHLAR+BAŞKALARINI SAPTIRMALARI İLE OLUŞAN GÜNAHTAN Kİ BU DA KENDİ PAYINA DÜŞEN BÖLÜMÜDÜR ) CEZASINI ÇEKECEK YANİ " KENDİ ALEYHİNE İŞLEDİĞİ GÜNAHLARDAN SONUÇTA SORUMLU OLACAKTIR ! BİR KONU İLE İLGİLİ TÜM AYETLERİ BİR ARAYA TOPLAMADAN YAPILAN SONUCA VARMA ÇALIŞMASININ KLASIK HATALI VERSIYONUNA BIR ORNEK DAHA...ATEIST KAFA İŞTE...! * İblis melek midir, cin midir? 2:34'e göre melektir: "Hani meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu." 18:50'ye göre ise cindir: "Hani biz meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı." İblis'in melek mi cin mi olduğu çelişkidedir. Zaten saygı ile eğilme emri meleklere verildiyse, ve İblis bir melek değilse, İblis bu emre tabi değildir. İblis'in tabi olmadığı bir emre uymadığı için cezalandırılması da bilahare çelişki teşkil etmektedir. İBLİS - ESKİ ADI EZAZİL - MELEKLERİN LİDERİ İDİ...YANI İBLİS MELEKLERİN KOMUTANI İDİ...O AYRI BİR KONU...AMA ŞURASI KESİN,İBLİS ATEİSTLER GİBİ KAFASI BASMAYAN BİRİ DEĞİLDİ, ALLAH " EY MELEKLER SECDE EDİN " DENİNCE " EY KANDIRALI İBLİS SENDE ET " DENMEDEN MESAJI ALACAK BİR TİPTİ ..AMA İSYAN ETTİ VE EZAZILLİKTEN, İBLİSLİĞE DÜŞTÜ ...ZATEN ATEİSTLERDEN AKILLI OLDUĞUNA EMİN OLDUGUMUZ BU MELUN DA : " EY RABBİM AMA BANA SECDE ET DEMEDIN KI " DEMEDI ..! İBLİS ANLADI AMA ATEIST ANLAMADI ...SEVİYE... ÜLEN SEYTANI BİLE ÖVDÜRTECEK BU ATEİSTLER SONUNDA BANA ...TÖVBEEE ...!
* Melekler Allah'a karşı gelebilir mi? "Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a boyun eğerler. Üzerlerinde hakim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar." (16:49-50) "Hani meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu." (2:34) Bu çelişki, İblis'in bir melek olup olmadığı çelişkisi ile de alakalıdır. İLK BAŞTA İLK DÜĞMEYİ YANLIŞ İLİKLERSEN DEVAMI DA BÖYLE YANLIŞ GELİR İŞTE... * İlk Müslüman kimdir? Muhammed mi (6:14, 6:163), İbrahim mi (3:67), yoksa İsa mı (3:52, 5:110-111)? HEH HEEE...ATEIST İŞTE...NE YAPSA YERİDİR...İLK İNSANDAN İTİBAREN GELEN DİNİN ADI İSLAM'DIR...BUNU BİLE BİLMEZ, KUR'AN'DA HATA ARAMAYA ÇALIŞIR...ÜLEN ATEİST! ADEM'İDE , İSA'YIDA, MUSA'YIDA...AYNI İLAH GÖNDERMEDİ Mİ...İNEN EMİR-YASAK ZİNCİRİ HEP AYNI DEĞİL Mİ İDİ...!? ATEİST İŞTE... !DETAY İÇİN TIKLAYINIZ : konular/ilkdin.html * Cehennem'de insanlar ne yiyecektir? Acı ve kötü kokulu bir dikenli bitki mi (88:6), kanlı irin mi (69:36)? İki ayet de, söz konusu yiyeceklerin Cehennem'deki tek yiyecek olduğunu iddia etmektedirler, birebir çelişmektedirler. Bunlarla bilahare çelişen 37:62-68, cehennemde insanların zakkum ağacının meyvelerini yiyeceğini ve kaynar sudan karışık bir içecek içeceğini iddia etmektedir. Üç yönlü bir çelişki söz konusudur. gidince görücen dicem ama önce cevap: cehennem kat kattır...her katın ayrı ceza sekli vardır...hatta yeri değil ama cehennemde soğuk ile de ceza verileceği kur'an'da bildirilir...allah hepsini ateistimize nasip etsin ..- hidayet bulmayacaksa !- not : cennette kat kattır, cehennem gibi...ama bu ateistimizi ilgilendiren bir haber diil ... J * Bir Müslüman'ın kaç annesi vardır? 58:2'ye göre bir ("Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır."), 33:6'ya göre ise birden fazla ("Onun [Muhammed'in] eşleri de mü’minlerin analarıdır.").HAY SENIN ANAAAAA..TÖVBE...BUNA CEVAP VERMEYE GEREK VAR MI...SÜT ANNEYİ DE EKLEYELİM DE ATEİSTİMİZ İYİCE TOZUTSUN BARİ...ÜLEN SOLCULAR 80 ÖNCESİ KIZ SOLCULARA- ÖZELLİKLE 60'LI YILLARDA - "BACI " FALAN DERKEN ANALARINI AYNI BABA MI GORMUSTU ...NEYSE , KONU DAĞİLDI ! Bİ NOT : 70 'Lİ YILLARDA BACILAR BİRDEN HEMHALDAŞ OLDU ...BUNA DA ENSEST MI DİYELİM ACABA...NE ALAKA VAR DEMEYIN..ATEIST MANTIK İLE KONUŞUYOZ ...!- * Meryem'e İsa'nın doğacağı haberini bir melek mi (19:17-19) yoksa birden fazla melek mi (3:42, 3:45) vermiştir? 3:42,3:45 :DOĞUMDAN ÖNCE MELEKLERİN KONUŞMASI...19:17-19 : CEBRAİL'İN BABASIZ DOĞUM OLAYININ OLMA ANINDAN HEMEN ÖNCEKİ ZİYARETİ...SANKİ BİR İNSANI SADECE BİR KERE MELEK ZİYARET EDEBİLİR DİYE BİR KURAL VAR...! * Allah'ın bir günü, 1000 yıla mı (22:47, 32:5), 50.000 yıla mı (70:4) eşdeğerdir? ZAMANIN İZAFİLİĞİ DİYE BİSİ DUYMADI BU ATEİSTLER Dİ Mİ ...NE DİYELİM...UZAYDA İKİ FARKLI YER ARASINDA ZAMAN DA FAKLI İŞLER...AYETLER OKUNURSA İKİ FARKLI YERDEN BAHSEDİLİR...DETAY İÇİN QUANTIM FİZİGİ VE İZAFİYET TEORİSİNE MÜRACAAT: HANI ŞU ATEİSTLERİ ÇİLEDEN ÇIKARAN İKİ FİZİK KURALI ...:)BU KONU SITEMİZDE CİNLER KONUSUNDA DA KISACA İŞLENMİŞTİR.! * Cennet'te bir bahçe mi (39:73, 41:30, 57:21, 79:41), birden fazla bahçe mi (18:31, 22:23, 35:33, 78:32) vardır? TEK CENNET Mİ VAR..ÖNCE ONU ARASAN KUR'AN'DA...! ÜFF BAZENDE SABIR TASI CATLIYOR CAHILLIK KARSISINDA...:( * Allah insanları üç sınıfa mı (56:7) yoksa iki sınıfa mı (90:18-19, 99:6-8) ayıracaktır?IKI SINIFA ...AMA BİR KISMI - SAG TARAFINDAN VERİLENLERİN - ÖNDE OLANLARINA HITAP EDİLİR (56:7) 'DA...!BUNLAR TEFSİRLERDE ACIKLANIR...ASHABUL MEYMENE - SAG TARAFTAN ALANLARIN ÖNÜNDE OLANLAR - SABIKUN - ONDE OLANLAR - VARDIR...YANI TEMELDE IKI SINIF VARDIR...SAG VE SOL TARAFTAN KİTAPLARINI ALANLAR...AMA SAĞ TARAF İÇİNDE YER ALIP ONLARDAN DA ÖNDE OLANLAR VAR...BUNLAR SAĞ ELİNDEN KITAP ALANLARIN DA - FAZİLET YÖNÜNDEN ÖNUNDE - OLAN BİR ÜÇÜNCÜ GRUPTUR ! * İnsanın canını tek bir melek mi (32:11), birden fazla melek mi (47:27), yoksa Allah bizzat kendisi mi (39:42) alır? HER ŞEY ALLAH'TANDIR.AMA VASITA KULLANIR...HATTA KULLARINA CEZA VERMEK İÇİN BİLE ... TABIAT KURALLARINI MIKAIL EMRINE VERIR...CAN ALMA GÖREVİNİ AZRAİL'E..GÜNAH YAZMA İŞLERİNİ K .KATİBİN MELEKLERİNE..AMA HEPSİ ALLAH'A BAĞLIDIR..O'NUN İZNİ OLMADAN ONLAR HİÇ BİR ŞEY YAPAMAZLAR!.CAN ALAN AZRAIL'IN ISE YARDIMCILARI VARDIR :(47:27)... * Allah, Firavun'a bir peygamber mi (7:103, 73:15), iki peygamber mi (10:75) göndermiştir? ÖNCE MUSA (AS)'I TEK BAŞINA FRAVUN'A GÖNDERİYOR... DAHA SONRALARI MUSA KENDINE YARDIMCI İSTEYİNCE HARUN (AS)'I DA ALLAH GÖREVLENDİRİP MUSA ILE BERABER YENİDEN FRAVUN'A GÖNDERİYOR...YANI ÖNCE BİR SONRA İKİ !BU OLAY KUR'AN'DA ANLATILIR AMA ATEISTIMIZ OLUR YA , BİRİ OKUMAZ DA ONU KANDIRIRIM MANTIĞI İLE HAREKET ETTİĞİ İÇİN BUNU ANLATAN AYETLERİ GÖRMEMİŞ (!) OLABİLİR..! * Allah, Ad kavmini bir günde mi (54:19), birden fazla günde mi (41:16, 69:6-7) yok etmiştir? BİRİNCİ AYET KASIRGANIN BAŞLADIĞI GUNDEN AHSEDER...DİĞER AYETLER İSE DETAY VERİR.YANİ BİRİNCİ AYETTE FELAKETİN BAŞLADIĞI GÜNDEN BAHSEDİLİR...DEVAMI DİĞER AYETLERDE...ZATEN BİRİNCİ AYETTE ONLARIN HELAK EDİLMESİNDEN BAHSEDİLMEZ, KASIRGANIN BAŞLADIĞINDAN BAHSEDİLİR...GÜNLÜK HAYATTA DA BU KULLANILMAZ MI..." ŞİDDETLİ YAĞMUR BİR NİSAN GÜNÜ BAŞLAMIŞTI...TAM BİR HAFTA SÜRDÜ...!" ..AMA ATEİSTİN NİYETİ BOZUK...SONUÇ MALUM...!
* Allah, gökleri ve yeri altı günde mi (7:54, 10:3, 11:7, 25:59), sekiz günde mi (41:9-12) yaratmıştır?Allah, önce yeryüzünü sonra gökyüzünü mü (2:29), yoksa önce gökyüzünü sonra yeryüzünü mü (79:27-30) yaratmıştır? CEVABI KURANDA CELISKI YOKTUR ADLI SITEMIZDEKI CALISMADA.! * Allah, insanı "alak" [kan pıhtısı] dan mı (96:1-2), sudan mı (25:54), çamurdan mı (15:26), topraktan mı (30:20) yaratmıştır? Yoksa hiçbir hammadde kullanmadan, sadece "ol" diyerek mi yaratmıştır (3:47) ALLAH " OL " DEYİNCE HER İSTEDİĞİ OLUR..AMA ZAMAN KAVRAMI BİZ İNSANLAR İÇİN SÖZ KONUSU OLDUĞU İÇİN BİZE GÖRE O OLMA İŞİ BELLİ SAAT-YIL ASIR ...SÜREBİLİR...ALLAH ZAMAN VE MEKANDAN MUNEZZEHTIR CUNKU ONLARI AD O YARATMIŞTIR...YARATTIĞI İLE KISITLANAMAZ YÜCE YARATAN...ALLAH İLK İNSANI TOPRAK+SU= ÇAMUR'DAN YARATMIŞTIR...SONRAKİ İNSANLAR : MENİ- SU 'DAN YARATILMIŞTIR... BU TABII ANNE KARNINDA MENI IKEN KAN PIHTISI, SONRA ET , SONRA KEMIK ...GIDER KI BU AD KUR'AN'DA TIP ILMINE UYGUN OLARAK ANLATILIR...! YANI YUKARIDAKI KELIMELER ASAMA - KADEMELENDİRME - SIRALAMALARDIR...TABII ANLAYANA, ANLAMAK İSTEYENE...BU KONUYA PARALEL BIR KONU ICIN TIKLAYINIZ :konular/ahiret.html * İçki Allah'ın bir nimeti olarak sadece iyi midir (16:67), hem iyi hem kötü müdür (2:219), yoksa Şeytan işi olarak sadece kötü müdür (5:90-91)? Üç yönlü bir çelişki söz konusudur. (16:67) BURADA İÇKİ İYİ DENMEZ KAZMA ATEİSTİM...BAHIS KONUSU OLAN ÜZÜMDÜR..ÜZÜMDEN İYİ RIZIK OLARAK BAHSEDİLİRKEN - HELALINDEN YERSEN YANI - AYNI ZAMANDA İÇKİ OLUNCA KOTULUGUNDEN DE BAHSEDILIR...(2:219) AYETIN DEVAMINDA FAYDASI ZARARINDAN FAZLADIR DENILEREK ASIL MESAJ VERILIR...DIKKAT EDILMESI GEREKEN BURASIDIR...AYET : İÇKİYİ YASAKLAMADA ZİHİNLERİ BUNA HAZIRLAMA AŞAMASIDIR...SİZ ONU IYI OLARAK İÇERSİNİZ AMA ASLINDA KOTU TARAFI COK DAHA FAZLADIR DER AYET...(5:90-91) İSE SON MESAJI VERIR...ASAMA ASAMA İÇKİ YASAKLANMIŞTIR...ÖNCE NAMAZDA İKEN İÇİLMESİ YASAKLANMIŞ , SONRA ZIHINSEL OLARAK BU YASAK BEYINLERE YERLEŞTİRİLMİŞ, EN SONUNDA İSE ASIL HEDEF AÇIKÇA İFADE EDİLİR:İÇKİ ŞEYTANIN PİSLİĞİDİR...! * 109:1-6'da Muhammed, kafirlerin tapındığı tanrının veya tanrıların Allah'tan farklı olduğunu söylemektedir. Burada kafirler ile kime atıfta bulunulduğu belli değildir -- Ehl-i Kitap (Yahudiler ve Hıristiyanlar) ya da putperestler söz konusu olabilir. Halbuki Kuran, Yahudiler ve Hıristiyanlar'ın da (2:62, 2:139, 3:64, 29:46), putperestlerin de (16:35, 39:3) Allah'a inandığını öğretmektedir. İddiaya göre Putperestler Allah'a ortak koşmakla birlikte Allah'a inanmayı sürdürmektedirler. Muhammed'in iddiası yalanlanmaktadır.ALLAH'IM SEN SABIR VER BU ATEISTLERLE UGRASMAK NE GICIK BIR SEY ....:( TABII KI KAFIRLERIN TANRISI ILE BIZIM KI FARKLI ...ONLAR DA ALLAH'A INANIR AMA SONRA ONA - HASA - BIR SURU SIFAT ISNAT EDERLER...YOK MELEKLER KIZLARI, YOK PUTLAR O'NA YAKINLASTIRACAK BIR VASITA, YOK KURBAN OLARAK ONA ZAYIF - CILIZ VERILEBILIR...TURLU YALAN-IFTIRALAR ONA ISNAT EDILIR..EVET BIR TANRI INANCI VAR TABII AMA ICI KOF, FARKLI VE ŞİRK DOLU.TIPKI BAZI BEYINLER GIBI ! * Kıyamet gününde, şefaat (aracılık) mümkün olacak mıdır (20:109, 34:23, 43:86, 53:26), olmayacak mıdır (2:122-123, 2:254, 6:51, 82:18-19)? ALLAH'IN IZNI DISINDA SEFAATCI OLMAYACAKTIR...YANI SEFAATCI VARDIR AMA ALLAH KIME IZIN VERIRSE, YOKTUR AMA SADECE ALLAH'IN IZIN VERDIKLERI HARIC...YANI ISTISNALAR HARIC SEFAATCI YOKTUR...BAZI AYETLER GENELI IFADE EDERKEN - YANI SEFAAT OLMAYACAK- BAZISI DA ISTISNALARA PARMAK BASAR - AMA ALLAH'IN IZNI ILE SEFAAT EDECEKLERE - AMAÇ: SEFAATLE KURTULUŞA KANMA, GUVENME ,SEN KENDI İYİLİĞİN İLE CENNETİ HAK ETMEYE CALIŞ , MESAJIDIR...! * Kötülüklerin kaynağı Allah mıdır (4:78), insanın kendisi midir (4:79) yoksa Şeytan mıdır (38:41)? Özellikle arka arkaya gelen 4:78 ve 4:79'un birbirleri ile birebir çelişmesi dikkat çekicidir. Bu üç yönlü çelişki, günah / kader çelişkisi ile de alakalıdır. ALLAH'IN IZNI OLMADAN NE OLABILRI KI..O IZIN VERMEDEN YAPRAK BILE KIMILDAMAZ...YANI HER SEY ALLAH IZIN VERIRSE OLUR...AMA ; ALLAH SUNU ISTER : KOTULUK YAPMA,CEZASI VAR DER, ALLAH ISTEMEZ, HARAMDIR DER, IYILIK YAP , CENNET VAR DER...AMA BIRI ILLA BEN CEHENNEME GITMEK ISTIYORUM DER, KOTULUGE YONELIRSE ALLAH ONA O KOTU ISI YAPMA GUCUNDEN MAHRUM BIRAKMAZ - IZIN VERIR - AMA RAZI OLMAZ... O KISIDE KENDI ELI ILE ISLEDIKLERI SONUCU KENDI KENDINE CEHENNEME GIDER! YANI IYILIKLER ALLAH'TANDIR, HAVA, SU, AKIL, IYILIGI TESVIKI ILE INSANLARIN GUZELE YONELMESI ...AMA KOTULUK SADECE BIZIM ELLERIMIZ ILE ISLEDIKLERIMIZIN SONUCUDUR KI , O DA YINE ALLAH-TAN- IZNI ILE OLUR...AMA O IZINI VERIRKEN ASLA ONDAN RAZI OLMAZ...KOTULUK SEYTAN+KOTU NEFIS ISBIRLIGININ SONUCUDUR ! DETAY : KAZA VE KADER BASLIKLI YAZIMIZ ... * Allah çirkin işlerin yapılmasını emreder mi? 7:28 ("Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez.") ve 16:90'da ("Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.") Allah'ın çirkin işleri emretmediği öğretilir. Hatta 2:169'da çirkin işleri Şeytan'ın emrettiği belirtilir ("O [Şeytan], size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder."). Ayrıca Allah'ın bir ülkeyi haksız yere helak etmeyeceği öğretilir (6:131). Fakat tüm bu öğretiler 17:16'da yalanlanmaktadır: "Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz." Allah insanlara çirkin işlerin yapılmasını emretmekte, sonra da bunu bahane olarak kullanıp ülkeyi haksız yere helak etmektedir. Çelişki ortadadır. ALLAH BIR KAVIM HELAKI HAK ETMEK ICIN YARISMADIKTAN, KOTULUK BATAKLIGI ICINDE YUZMEDIKTEN SONRA ONLARI HELAK ETMEK ISTEMEZ...AMA O KAVIM HELAK OLMAK ICIN HER SEYI - ADETA YARISIRCASINA- YAPINCA , ONLARIN BASINA BIR ZALIM IDARECI GETIRTIR...O ZALIMDE ONLARA O HAK ETTIKLERI CEZAYI VERIR.. ALLAH AZMAYANA CEZA VERMEZ, KISACA " BIZ BIR MEMLEKETI HELAK ETMEK ISTEDIGIMIZDE " CUMLESI ; " ARTIK HELAKI HAK EDECEK HER SEYI YAPAN MEMLKETI HELAK ETMEK ISTEDIGIMIZDE " SEKLINDE ANLASILMALIDIR ...!: * Allah adil midir? 39:69'a göre öyledir: "Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap (amel defterleri) ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir ve haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hüküm verilir." Ama, örneğin 14:4'e göre, Allah insanları keyfine göre sapkınlığa sürüklemektedir: "Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir." Bu durum, 4:88, 4:143, 6:125, 7:178, 7:186, 13:27, 13:33, 16:93, 17:97, 35:8, 39:23, 40:33, 42:46, 74:31 ile de desteklenmektedir. İnsanları keyfince saptıran Allah, sonra da bu insanları saptıkları için cezalandırmaktadır, mesela 16:94'te belirtildiği üzere: "Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır." veya 72:15'te belirtildiği üzere: "Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır." Allah'ın kendi saptırdığı insanları cezalandırılması adil midir? Sapkınlığın asıl sorumlusu kimdir? Günah / kader çelişkisi burada açıkça ortaya konulmaktadır. * Allah insanı doğru yola mı iletir (10:35) yoksa keyfine göre istediğini doğru yola, istediğini sapkın yola mı iletir (4:88, 4:143, 6:125, 7:178, 7:186, 13:27, 13:33, 14:4, 16:93, 17:97, 35:8, 39:23, 40:33, 42:46, 74:31)? BUNUN CEVABI AYNI ZAMANDA HEMEN ÜSTTEKI IDDIANIN CEVABINI DA TAMAMLAMAKTADIR , TIKLAYINIZ LUTFEN : isteolur.html * Melekler dostumuz mudur? 2:107 ve 29:22'ye göre Allah'tan başka dostumuz yoktur, ama 41:31'e göre melekler dünya hayatında da âhirette de dostlarımızdır. MELEKLERLE ALLAH'I BU KARSI KARSIYA GETIRME MANTIGI DA NE KI...ZATEN MELEKLER ALLAH'IN EMIRLERINI YERINE GETIREN VARLIKLAR DEGIL MI... IMANI NOKTADA, HUKUM VERMEDE ... TEK DESTEK - DOST TABII KI ALLAH'TIR! AMA MELEKLER DE UNUTMAYALIM KI O'NUN EMRINDEDIRLER...YANI EGER BIRININ DOSTU MELEK ISE ASLINDA ASIL DOSTU ALLAH'TIR!
* Herşey Allah'a boyun eğer mi? 30:26'ya göre herşey Allah'a boyun eğer, ama düzinelerce ayet, hem Şeytan'ın (7:11, 15:28-31, 17:61, 18:50, 20:116, 38:71-74) hem de birçok değişik insanın Allah'a boyun etmeyi reddetmesinden, başkaldırmasından sözeder. YER VE GÖKTE HER ŞEY ALLAH'A ITEAT EDER..GEZEGENLER,AGAÇLAR,SU,HAVA,HAYVANLAR,GÜNEŞ, ..SADECE INSAN VE CIN - SEYTAN'DA CIN IDI UNUTMAYALIM !- "SERBEST " BIRAKILMISTIR, ÖZGÜRDÜR...EGER KENDİ HUR IRADELERI ILE ALLAH'A ITEAT EDERLERSE CENNETE GIDERLER, ETMEZLER ISE CEHENNEME ! YANI HUR IRADE SAHIBI IKI CINS VARLIK CENNET-CEHENNEM ILE MUHATAPTIR, GERISI ZATEN KURULMUS MAKINE-ROBOT GIBI ALLAH'A ITEAT EDERLER! HAA BIR DE INSAN CINSI ICINDE MANTIKLI DUSUNME DUT-YGUSUNU YITIRMIS ATEISTLER VAR ISYANKAR OLANLAR ...AMA ONLAR DA INSAN SIFATLI OLDUKLARI ICIN INSAN GRUBUNDA SAYALIM ONLARI ...! * Allah, şirki (kendisine ortak koşulmasını) affeder mi (4:153, 25:68-71), affetmez mi (4:48, 4:116)?ŞİRK ILE OLMEDIKTEN SONRA TABII KI ALLAH GUNAHTAN DONENLERI AFEDER...YANI BIR KERE HATA IŞLEYEN EBEDI CEHENNEMLIK OLSA IDI...O HOO HO ...ZATEN AYETLERDE TEVBE EDENLERDEN, GUNAHTAN DONENLERDEN BAHSEDER...!AYETLERIN MEALLERINI YAZSALAR HER SEY ORTAYA CIKACAK...OKUYAN ANLAYACAK- ATEIST MANTALITEYE SAHIPLER HARIC TABII - AMA SADECE AYET NUMARASINI VER VE NUMARAYA DEVAM ET...YA TUTARSA...:( * "Musâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilah) edindiler." (7:148) Musa'nın kavmi, Musa Tur'dan dönmeden önce mi (7:149) yoksa döndükten sonra mı (20:91) bu hatalarından vazgeçip tövbe ettiler? SOZ OLARAK MUSA DONMEDEN BIZ TEVBE ETMEYIZ DIYORLAR AMA O DAHA DONMEDEN PRATIKTE PISMANLIK DUYUYORLAR!AYETIN BASINDA DEDILERKI SOZU DE BUNU DOGRULAR...O DONMEDEN TEVBE ETMEYIZ...AMA BUYUK SOZ SOYLEMISLER KI O DONMEDEN PISMANLIK BASLAMIS!
* Yunus sahile atıldı mı (37:145), atılmadı mı (68:49)? ATILDI ... (68:49) TA ZATEN ATILMADI DEMIYOR, ALLAH'IN AFFI OLMADAN ATILACAKTI DIYOR..YANI AYETTE ATILMA OLAYI YINE OLACAK ALLAH'IN BAGISLAMASI OLMADAN GERCEKLESECEKTI , DENMEKTE...AMA BAGISLANMA ILE ATILDI ...! * Namuslu kadınlara zina isnat edenler (evlilik dışı cinsel ilişkide bulunduğu yönünde iftira atanlar) affedilebilir mi (24:4-5), affedilemez mi (24:23)? CEZASINI CEKIP, TEVBE EDEN AF EDİLİR...AMA CEZASINI CEKMEDEN SU BU SEKILDE KURTULAN ISE AHIRETTE CEZALANDIRILACAKTIR...
* Kıyamet gününde, kafirlere kitapları (günahlarının kayıtları) arka taraflarından mı (84:10), sol taraflarından mı (69:25) verilecektir? SOL ARKA TARAFLARINDAN DEYINCE DAHA NE DIYEBILECEK ATEISTIMIZ ACABA...SOL ELLERINE AMA ARKADAN... VEYA SOL ARKADAN .. ALINCA GORUCEN ZATEN ... * Kuran, önceki kitapları doğrulayıcı mıdır (2:97) yoksa düzeltici ve yerine geçici midir (16:101)? BOZULMADAN ONCEKI HALLERINI DOGRULAYICI, AMA BOZULMUS SU ANKI HALLERININ YERINE GECEN..AMA IKINCI AYETIN ASIL AMACI FARKLI ... ONU BILE ANLAMAMIS...! * Kuran benzeri bir kitap kesinlikle yazılamaz denmektedir (2:24, 17:88) ama aynı zamanda Tevrat ve Kuran eşdeğer sayılmaktadır (28:49, 46:10) BUNA CEVAP VERMEYE DEGER MI...! BOZULMAMIS TEVRAT ALLAH'IN KELAMI DEGIL MI..KURAN'I DA O INDIRMEDI MI...BENZERI YAZILAMAZ KAVRAMI ILE KURANDAN SONRA ARTIK YAZILAMAZ DENDIGINI ANLAMIYOR MU BU ATEIST KAFALAR...!YOK YOK ...UMUT YOK BU KAFALARDA...ONYARGI KOTU SEY...! * Lut'un kavminin Lut'a verdiği cevap nedir? "Lut’un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)" (7:82, 27:56) "Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize." (29:29) YAHU BU RESUL BIR KERE KONUSUP CIKMIS MI OARDAN...DEFALARCA GITMIS, ANLATMIS, DEFALARCA YANIT ALMIS...BIRINDE " DEF OL GIT, DIGERINDE TANRIN AZABI GETIRSIN BIZE...OLMUS CEVAPLAR...VE BASKA NE CEVAPLAR...SADECE KURAN IKI CEVABI BIZLERE ILETIYOR...SIMDI BU MU CELISKI OLUYOR..HANGI KAVIM . BIZ TEK LAF ETTIK TAMAM BASKA BI SI DEMEYIZ DER...KIMI OYLE KARSI CIKAR KIMI BOYLE.. TAKI CEZAYI HAK EDENE DEK ! * İbrahim'in hikayesinin 19:41-49'daki anlatımı, 21:51-59'daki anlatımından oldukça farklıdır. 21'inci surede İbrahim, kavmine putperestlikleri konusunda sert çıkarken, hatta putlarını paramparça ederken, 19'uncu surede İbrahim, babasının tehdidi üzerine putperestlik karşıtı söylemine son vermekte, hatta korkup kaçmaktadır. BU ADAM BIR KERE BU ISI YAPMAMIS KI...BIZIM PEYGAMBERIMIZI DUSUNUN...BIR KERE MEKKE'DEN CIKTI DIYE 10 SENE GECINCE ORAYI FETHETMEYECEK MI IDI...BU MANTIKLA . MUHAMMED TERKETMISTI MEKKE'YI , ORAYI NASIL ALDIGI RIVAYET EDILEBILIR DESE BIRI ONA NE SIFAT TAKILABILIR: GERI ZEKALI, ATEIST..VEYA HER IKISI ...! 19. AYETTE ISE KOPUP KACMA YOK ...ONLARDAN YUZ CEVIRME , ARTIK BAGLARINI KOPARMA VAR... KORKMA - KACMA YOK, SIRKTEN VE ONLARIN TAPTIKLARINDAN UZAKLASMA VAR ...AYETI MEALEN ALALIMDA ATEIST KAFASIZLIGI ORTAYA CIKSIN...NERDE BUADA KORKUP KACMA :" 48 "Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım."49 Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakub'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık." AYETIN MEALINI YAZMAYINCA IFTIRALARI GERCEK ZANNEDILEBILINIYOR ...YUKARDA YAZDIK YA ...YA TUTARSA...!
* 21:76'ya göre Nuh'un ailesi tufandan kurtulmuştur, ve 37:77'ye göre Nuh'un nesli devam etmiştir, ama 11:42-43'e göre Nuh'un oğlu tufanda boğulmuştur. CUNKU KENDINE IMAN ETMEYEN OGLUNU BIZZAT KURAN NUH'UN AILESINDEN SAYMAMISTIR...BU DA KURANDA NAYNI AYETIN DEVAMINDA YAZAR...DIKKAT HEMEN DEVAMINDA...! YANI MUTLAKA OKUMUSTUR AMA ...AMAÇ KANDIRMAK...! : 45 Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır.47 Sen hakimlerin hakimisin."46 Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş49 (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum." GORMEK ISTEMEYENDEN DAHA KOR KIM VARDIR ...!
* Firavun'un Mısırlı sihirbazları Musa'ya iman etti mi (7:103-126, 20:56-73, 26:29-51) yoksa sadece İsrailoğulları kavminin küçük bir bölümü mü Musa'ya iman etti (10:75-83)? SIHIRBAZLAR IMAN EDER AMA FİRAVUN ONLARI OLDURTUR...ARTIK IMAN ILE GOCMUSLERDIR...IKINCI AYETTE ISE SAG KALANLARDANBAHSEDILIR...ONLARDA AZ KIMSE OLARAK FRAVUNDAN KAARLAR...AYET ZATEN BU SAG KALANLARIN BASLARINA GELENLERI ANLATMAKTADIR! * 10:90'a göre Firavun, boğulmak üzere iken tövbe etmiş ve Allah'a iman etmiştir. 10:91'e göre Firavun hayat boyu isyandaydı, kafirdi. 10:92'ye göre Firavun'un tövbesi kabul olunmuş ve Firavun kurtulmuştur. Firavun'un sadece bedenen değil, ruhen de kurtulduğunu kanıtlamak için 10:103'e başvurabiliriz: "Sonra resûllerimizi ve iman edenleri kurtarırız. (Ey Muhammed!) Aynı şekilde üzerimize bir hak olarak, inananları da kurtaracağız." Ama 4:18'e göre hayat boyu günah içinde yaşayanların son anda ettiği tövbelerin kabul edilmesi mümkün değildir. 10:92 NIN ANLATILANLARLA HIC ILGISI YOK...IMANI KABUL OLMADI VE BEDENI ILE KURTARMAK DERKEN...SUDAN BEDENINI KURTARIP CESEDINI CURUTMEDEN GELECEK NESILLERE IBRET ICIN SAKLAYACAGIZ DENIYOR AYETTE ...ATEIST INGILTERE BRITIS MUZESINI ZIYERET EDEBILIRSE O " KURTULAN BEDENI " GORUR...HANGI MANTIK BU KADAR ANLAMLARI SAPTIRMAYA YONLENDIRIR KENDINI ANLAMAK ZOR- MU ACABA...CEVAP ATEIST MANTIK !- * Allah'ın kelimeleri tamdır, değişmez. (6:34, 6:115, 10:64) Buna rağmen, Allah'ın bazı kelimeleri eksik, yanlış, veya geçersiz bulunabilir ve "daha hayırlısı ve misli" (daha faydalısı ve çoğu) ile değiştirilebilir. (2:106, 16:101) BIR AYET " MISLI VEYA DAHA HAYIRLISI " ILE DEGISTIRILEBILIR TAMAM DA...BU EKSIK, YANLIS, GECERSIZ...KAVRAMLARINI ARAYA NASIL NE NERDEN HAREKETLE SOKUYOR BU ATEIST ONU ANLAMADIK...AYETLERDE " BENZER VE DAHA HAYIRLISI " KAVRAMLARI VAR...AMA DIGERLERINI ARAYA SOKUSTURMAK ... :( DIKKAT LUTFEN , HUKUM DEGISMIYOR, SADECE BENZERI VEYA AYNI DOGRULTUDA HDAHA HAYIRLISI GELIYOR...MESELA ICKININ HARAM KILINMASI...HUKUM BELLI . HARAM !...AMA BU TOPLUM ALISTIRILARAK ULASILAN BIR SONUC...ONCE TOPLUM KADEME KADEME YASAKLARLA ALISTIRILIYOR BU YASAGA...ASAMALAR: NAMAZDA IKEN YASAK, ZARARI COK FAZLA, ... VE EN SON TUMDEN YASAK : SEYTANIN BIR PISLIGIDIR !HUKUM DEGISMIYOR AMA TOPLUM ICIN AMAC KADEMELENDIRILIYOR...!
* Zinanın cezası nedir? 24:2'ye göre zina yapan kadın veya erkeğe yüz değnek vurulmalıdır. 4:15'e göre zina yapan kadına müebbet ev hapsi uygulanmalıdır. 4:16'ya göre zina yapan erkek tövbe edip ıslah olursa hiçbir ceza uygulanmamalıdır. 4:15: ALLAH ZINANIN CEZASINI SIZE BILDIRENE DEK , ZINA EDEN KADUNLARI EVLERINDE HAPSEDIN BUYURUYOR...SONRA ISE CEZA - 4:16 : DAKI EZIYET YANI - BILDIRILIYOR. YUZ DEĞNEK ...OLAY BU KADAR BASIT ! * Günahlardan kim sorumludur? 17:13-15 ve 53:38-42'ye göre herkes sadece kendi günahlarından sorumludur. Ama Kuran, Muhammed zamanında yaşayan Yahudiler'i, binlerce yıl önce başka Yahudiler'in bir buzağı putuna taparak işledikleri günah için suçlamaktadır. (2:92-93) ISRAIL OGULLARI- YAHUDILER - IRKÇI BIR DINI INANISI SAVUNUYORLARDI...KENDI SOYLERININ USTUNLUGUNU ILERI SIRIYORLARDI...AYET , GECMISTEKI YAPTIKLARINI ONLARA HATIRLATIP SOYLARI ILE OVUNMEMELRI GEREKTIGINI ONLARA HATIRLATIYOR..SIZ SU HATALARI YAPTINIZ HALA IRKINIZ ILE OVUNUP, SIZIN IRKINIZ DISINDA BASKA BIR IRKTAN GELDIGI ICIN PEYGAMBERI KABUL ETMIYORSUNUZ...DIYEREK ONLARI UYARMAKTA VE SOY USTUNLUKLERININ YANLISLIGINI GOZLER ONUNE SERMEKTEDIR...YANI ESKIYI ONLAR HALA SAVUNUYORLAR , AYETTE ESKININ YANLSIINI GOZLER ONUNE SERIYOR...!ZATEN YAHUDILERDE..." YAHU BIZI ESKI YAPTIKLARIMIZ ILE NEDEN SUCLUYORSUN " DIYE ITIRAZ ETMIYORALR...ITIRAZLARI HALA IRKCILIK TEMELINDE " NEDEN BASKA IRKTAN PEYGAMBER" MANTIGI ILE DEVAM EDIYORDU...! * Yahudiler Cennet'e mi (2:62, 5:69) Cehennem'e mi (3:85) gidecektir? Hıristiyanlar Cennet'e mi (2:62, 5:69) Cehhenem'e mi (3:85, 5:72) gidecektir? 5:69'da Cennet'e layık görülen Hıristiyanlar'ın sadece 3 ayet sonra, 5:72'de, Cehennem'e layık görülmesi özellikle ilginçtir. ILGINC OLAN YAHUDILIK VE ISEVILIGIN TAHRIF OLMADAN ONCEKILERIN- ASIL YAHUDI VE ISEVILERIN - CENNETE GIDEBILECEKKEN, DAHA SONRA " ISA ALLAH'IN OGLUDUR" DEMELERI GIBI SAPMALARA UGRAYAN, TAHRIF EDILMIS DINLERE UYANLARIN ISE CEHENNEME GIDECEKLERINI TAHMIN EDEMEYEN ATEIST KAFACIKLARDIR...!BOZLUMAMIS TEVRAT VE INCIL'E ZAMANINDA INANANLAR CENNETLIK, SIMDIKI HALLERINE- BOZULMUS HALLERINE INANAN CEHENNEMLIKTIR. DETAY : MIYONERLIK-HIRISTIYANLIK YAZIARIMIZ * Kuran'ı kim anlayabilir, kim anlayamaz? Arapça bilen herkes mi anlayabilir? "Kuran gayet açık bir Arapça'dır." (16:103) Sadece Allah mı anlayabilir? "Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir." (3:7) Akıllı insanlar mı anlayabilir? "(Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar." (3:7) KURANDA MUHKEM AYETLER VARDIR..YANI OKUYAN HEMEN HUKUM VEREBILIR...BIR DE MUTESABIH AYETLER VARDIR KI ONLAR ANCAK ILIM EHLININ ANLAYABILECEGI, DERIN ILIM GEREKTIREN AYETLERDIR...ILIM EHLI ARASTIRIR BU MUTESABIH AYETLERI VE BIR SONUCA VARIRLAR AMA SUNU DEMEYI DE IHMAL ETMEZLER:BIZ BU KADARINI ANLAYABILDIK..ASIL ANLAMLARINI EN IYI ALLAH BILIR...! * Firavun, İsrailoğulları'nın erkek çocuklarını ne zaman öldürtmüştür? Musa peygamber olup Firavun'a dinini anlatınca mı (40:23-25), yoksa Musa daha çocukken mi (20:38-39)? YAHU ..BİRİNCİ AYET ILE BAHSEDILEN FIRAVUNUN MUSA'YA IMAN EDENLERIN COCUKLARINI OLDURUN KARARINDAN BAHSEDER...(20:38-39) ISE BILDIGIMIZ OLAY ..BELLI TARIHTE TUM DOGANLARI OLDURTMESI FRAVUNUN...BUNU AYIRT EDEMIYOR MU ATEIST BEYIN..HALBUKI AYETLER COK ACIK...! * Kader ne sıklıkta ve kim tarafından belirlenir? Herşeyin kaderi, yaradılıştan önce Allah tarafından belirlenmiş miydi? (57:22) Evrenin kaderi, her yıl bir kez olmak üzere Kadir Gecesi'nde Allah tarafından mı belirlenir? (44:3, 97:3-4) Her insan kendi kaderini kendi mi belirler? (17:13) (44:3, 97:3-4)'TE YUKARIDA BAHSEDILEN ANLAM YOK BIR KERE..KURAN KADIR GECESINDE INDIRILMEYE BASLANMISTIR MANASI ...NE ALAKA...!?(17:13)'TA DA YUKARIDAKI ANLAM HIIIC YOK...NEYSE .KADER KONUSU SITEMIZDE ACIKLANDI ..ORAYA MURACAAT! * Şarap iyi midir kötü müdür? 2:219'da içki (dolayısıyla şarap) günahı yararından büyük olarak, 5:90'da da Şeytan'ın işi pislik olarak tanımlanmaktadır. Ama 47:15 ve 83:22-25'te Cennet'teki şarap ırmaklarından söz edilmektedir. Şeytan'ın işi pisliğin Cennet'te ne işi vardır?
ICKININ HARAM EDILISI KISACA ACIKLANDI YUKARIDA... Ş-R-P KELIMESI ARAPÇADA İÇMEK ANLAMINA GELIR...TURKÇEDE SARAP DENINCE SADECE SARHOS EDEN O LANET SEY AKLA GELSEDE ARAPCADA " ICILEN SEY " ANLAMINDA KULLANILIR...SÜT, SU, MEYVE SUYU, ...VS...BU KADAR BASIT OLAY...CENNETTE ICILEN SEY OLACAK TABII ...SARAP OLACAK...AMA - TURKCE ANLAMI ILE - SARAP OLMAYACAK...! :) HAA BI DE ATEISTLER OLMAYACAK CENNETTE ... : =) * Cinler ve insanlar Allah'a kulluk etmek için mi (51:56), yoksa Cehennem'e gitmek için mi (7:179) yaratılmışlardır? Yaratılış amaçları Cehennem'e gitmek olan cinler ve insanlar, yani kafir olacak şekilde yaratılmış cinler ve insanlar, Allah'a nasıl kulluk edebilirler? YAHU KULLUK ETMEK AMACI ILE YARATILDI INSAN VE CIN...AMA HUR IRADELI OLDUKLARI ICIN ISTERSE ETMEZDE...ETMEDIMI DE CINLERDE ATEISTLERLE CEHENNEMDE YANARLAR...BU KADAR BASIT ! * Tüm insanlar (en azından geçici bir süre kalmak üzere) Cehennem'e gidecektir. İnananlar bir süre Cehennem'de kaldıktan sonra kurtarılacak, kafirler ise sonsuza dek Cehennem'de bırakılacaktır. Bu kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. (19:71-72) Ama bu sözde kesin hükümle çelişkili olarak, şehitler Cehennem'e hiç uğramadan direk Cennet'e gidecektir. (3:157-158, 3:169, 9:111) CEHENNEME UGRAMAK ILLA YANMAK ANLAMINDA ALINMAMALI...HER HOLIVUT STUDYOLARINA GIDEN ARTIST OLMAZ DI MI...PARA VERIP GEZEN MILYONLAR VAR...AYNISI ..CENNET EHLIDE " KURTULDUKLARI YERI BIR GORMESI ICIN " CEHENNEMDE BIR GEZDIRILIRLER...AMA YANMALARI ICIN DEGIL, " GORMELERI " ICIN ...IKI KERE SUKRETMELERI ICIN...HEM CENNETI KAZANDIKLARI ICIN, HEM O YERDEN KURTULDUKLARI ICIN..BIR DE ATESTLERE EL SALLAYIP DONMEK ICIN OLABILIR TABII ...! :) ... (3:157-158, 3:169, 9:111) NUMARALI AYETLERDE ISE DIREK CENNETE GIDECEK DIYE BIR IFADE YOK...SADECE CENNETE GIDECEKLER IFADESI VAR KI O DA YUKARIDAKI AYETLE CELISMIYOR...ATEISTLERE EL SALLAYIP GECECEKLER CENNETE SONRA ... * 66:8'e göre Allah Müslümanlar'ı utandırmayacaktır. Ama 19:71-72'ye göre Müslümanlar da dahil olmak üzere tüm insanlar (en azından geçici bir süre kalmak üzere) Cehennem'e gidecektir, ve 3:192'ye göre Cehennem'e giden herkes rezil edilecektir, yani Allah tüm Müslümanlar'ı rezil edecektir. Direk bir çelişki sözkonusudur. 3:192 ATESE SOKULANLARDAN BAHSEDER...YANI CEZA CEKENLERDEN...CENNETLIKLER ZATEN ORAYI GORUP CIKACAKLAR...ATESE ATILMAYACAKLARKI...YUKARIDA ACIKLANDI ZATEN DURUM...AMA ATEISTLER REZIL OALCAK...ORASI KESIN...! * İsa Cehennem'de yanacak mıdır? İsa Allah katına yükselmiştir (4:158) ve Allah'a yakın olanlardandır (3:45), ama Allah'tan başka kulluk edilenler ve onların kulları Cehennemlik'tir (21:98). MANTIGA BAKAR MISINIZ..YAHU O BIR NEBI..O BIR TEBLIGCI, RESUL...O KIMSEYE " BENI ILAH EDININ " DEMEDI KI...BU DA ZATEN KURANDA ACIKLANIR...ISA VEYA UZEYR ( AS) PEYGAMBERDIRLER..AMA NEMRUT, FIRAVUN...VS VE ONA TAPANLAR ISE CEHENNEMLIKTIRLER...AYETIN KASTEDDIGI ZUMRE ONLAR... * Allah'ın bir oğlu olabilir mi (39:4), olamaz mı (6:101)? BU AYETIN NERESINDE COCUK OLABILIR ANLAMI ... (39:4) : " Eğer Allah, çocuk edinmek isteseydi, yaratıklarından dilediğini elbette seçerdi " YANI "ISTEMIYOR, SECMEDI " DEMEK DEGIL MI BU AYETTEN CIKAN ANLAMI ..." O'nun nasıl bir çocuğu olabilir?" (6:101) DIYOR ZATEN AYET...! * Kaç yaratan vardır? 23:14 ve 37:125'e göre, Allah yaratanların en güzelidir. Sözü edilen diğer yaratanlar kimlerdir? Eğer birden çok yaratan sözkonusu ise, 2:54, 6:102, 12:101, 13:16, 14:10, 15:86, 35:1, 35:3, 36:81, 39:46, 39:62, 40:62, 42:11, 56:59, 59:24 gibi birçok ayette, niye Allah'tan tek yaratan olarak sözedilmektedir? YARATANA SEKIL VERME ANLAMI VARDIR ILK AYETTE ..YANI YOKTAN VAR ETME DEGIL...SEKIL VERENLERIN EN GUZELI ALLAH'TIR...ZATEN AYET SEKILDEN SEKILE DONMEDEN BAHSEDER...AMA YOKTAN VAR EDEN SADECE ALLAH'TIR..!BU MANADA YARATMAK ALLAH'A MAHSUSTUR! * 33:37'de Müslüman erkeklere, üvey oğullarının boşadıkları eşleri ile evlenme izni verilmiştir. Bu iznin özellikle gelecekte Müslümanlar'a zorluk çıkmaması amacı ile verildiği belirtilmektedir. Ama bu iznin bir anlamı yoktur, çünkü Kuran aynı surenin daha önceki ayetlerinde evlat edinmeyi yasaklamaktadır. (33:4-5) Evlat edinemeyen bir adamın üvey oğlu olamaz, üvey oğlunun boşanmış eşi ile evlenme konusunda zorluk yaşaması da sözkonusu olamaz. 33:37'de verilen iznin sözde verilme sebebi dolayısı ile yalanlanmaktadır. 4-5. AYETLER EVLATLIGI YASAKLAMIYOR...SADECE EVLATLIK =OZ EVLAT GIBI DEGILDIR ANLAMINDA VE HUKMUNDE AYET INDIRILMISTIR..." evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı " DIKKAT OZ COCUK SAYMADI DIYOR AMA YASAK DEMIYOR...ZATEN ISLAM FIKHINDA DA BOYLE BIR SEY YOK...AMA ATEIST CIKARMIS BIR YERDEN BU ANLAMI ISTE...! * Sadece insanlar mı peygamber olabilir (12:109, 21:7-8, 25:20) yoksa melekler de peygamber olabilir mi (22:75)? YAHU HZ MERYEM'E ALLAH'IN ELCISI OLARAK KIM GITTI...ELCI DEYINCE ILLA PEYGAMBER MI ANLAMAK LAZIM..PEYGAMBER. VAHIY INDIRILEN VE INSANLARA BU VAHYI ACIKLAYANDIR..MELEK ISE ALIR ALLAH'IN EMRINI, SOZUNU...HER NEYSE ...O'NUN ELÇISI OLARAK GOTURUR EMREDILEN YERE ...NEREDE BURADA PEYGAMBERLIK ...!ZATEN MELEKLERIN IRADELERI YOKTUR..YANI BILDIGIMIZ ANLAMDA PEYGAMBER OLAMAZLAR! * Ceninin cinsiyeti, döllenme anında mı (53:45-46) yoksa bir süre geliştikten sonra mı (75:38-39) belirlenir? (53:45-46) AYETTE CINSIYET BELIRLEMEDEN BAHSETMEZ...RABBIMIZIN YARATTIGI CESITLI SEYLERDEN BAHSEDER...EGER SIRALAMA SOZ KONUSU OLSA IDI O ZAMAN ONCE GULME, SONRA OLDURME, SONRA DISILIK -ERKEKLIK SOZ KONUSU OLURDU...AYET MEALI ORTADA : "43 Doğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur,44 Doğrusu, öldüren ve dirilten de O'dur.45 Doğrusu, çiftleri, erkek ve dişiyi, yaratan da O'dur... (75:38-39) ISE TIPPA DA UYGUN SIRALAMADAN BAHSEDER...!
* Bir Müslüman, kafir anne babası ile nasıl geçinmelidir? 31:15'e göre kafir anne babanın inançlarına uyulmamalı, ama onlarla iyi geçinilmelidir. 9:23'e göre ise böyle bir durumda anne baba dost edinilmemelidir, yani onlarla iyi geçinilmemelidir. 23. AYETTE VELI EDINMEMEKTEN BAHSEDILIR..SOYLE DIYELIM..OKULA KAYDOLURKEN BIR VELIYE IHTIYAC VARDIR...SIZDEN SORUMLU OLACAK OLAN, SIZIN HAKKINIZDA SOZ SAHIBI OLACAK OLAN BIRINE...ISTE BUNUN GIBI BIR VELI OLARAK ONLARI KABUL ETMEYIN...AMA ONLARLA TABII KI IYI GECININ...TAKI SIZI HAK OLAN ILSAMDININDEN DONDURMEYE CALISANA DEK...VEYA SIZI YONETMEYE CALISANA DEK...! * Kafirler Müslüman olmaya zorlanmalı mıdır (8:38-39, 9:29) zorlanmamalı mıdır (2:256, 3:20, 109:6)? AYETTE KAFIRLER YENILECEKTIR...ISLAM HAKIM OLACAKTIR DENIYOR...ZORLA MUSLUMAN OLMAK ANLAMI YOK AYETLERDE...BURADA ZORLA MUSLUMAN OLMALARINDAN SOZ EDILMEZ, ISLAM'A DUSMAN OLMAMALARI ISTENIR!ZATEN AYETTE CIZYEDEN BAHSEDILIR..CIZYE MUSLUMANDAN ALINMAZ..ISLAM HUKMU ALTINDA YASAYAN KAFIRLEDEN ALINIR! * Hıristiyanlar şefkatli ve merhametli midir (57:27) yoksa zalimler topluluğu mudur (5:51)? HZ ISA ZAMANINDAKILER SEFKATLI, BOZULMUS OLANA UYAN GUNUMUZDEKILER ISE ZALIM...ISTE HACLI SEFERLERI ISTE IRAK,ISTA BOSNA....AFGANISTAN...BIR DAMLA PETROL BIR DAMLA KAN...! Netice itibarı ile, bu kadar çok sayıda, önemli konularda, ve çözümü imkansız çelişkilerin varlığı, Kuran'ın geçersizliğini tartışma götürmeyecek biçimde kanıtlamaktadır. NETICE ITIBARI ILE BU KADAR COK SAYIDA ATMASYON, ONYARGI,IFTIRA VE YALAN-DOLAN, ÖNEMLİ KONULARDA VE KENDI ICINDE BILE CELISKILI CUMLELERIN VARLIGI ATEIZMIN CIKMAZLARINI VE GECERSIZLIGINI TARTISMA GOTURMEYECEK SEKILDE KANITLAMAKTADIR....RUHUNA TEBBET OKUYALIM ...
2 SORU - CEVAP
1400 yaşında olmasına rağmen, bugünün ihtiyaçlarına da cevap verdiği ve bilim yanlısı olduğu iddia edilen Kuran'da şu sorularımın cevaplarını bulamadım.. SORULARLA BİLİMİN NE İLGİSİ VAR...?KUR'AN BU DETAYLAR ÜZERİNDE DURSA HACMİ NE OLURDU, O ZAMAN DA BU YAZAR " BU İŞE YARAMAZ BİLGİLERİN KUTSAL OLDUGU İDDİA EDİLEN KİTAPTA NE İŞİ VAR, " DEMEZ Mİ İDİ ...!?AMAÇ ÖĞRENMEK DEĞİL, SORU SORMAK...LAF OLA BERİ GELE... :( 1)Adem ve Havva hangi tarihte yaratıldılar? Cennete hangi tarihte girdiler? Hangi tarihte cennetten kovuldular? KUR'AN TARİH KİTABI MI ...EVRENSEL MESAJİ İLE NE ALAKASI VAR BUNUN ...! 2) Önce Adem mi yaratıldı, Havva mı? Aralarında ne kadar yaş farkı vardı? KUR'AN AÇIKLIYOR..BİR ÖZ YARATILIYOR VE BU ÖZDEN ÖNCE ADEM SONRA HAVVA ANNEMİZ YARATILIYOR - KABURGA KEMIGINDEN YARATILMA YOK YANI ...!-YİNE TARİH İSTİYOR... KOMIK ...NEDCEKSE ...!? 3) Doğmadıklarına göre Havva ve Adem'in göbekleri var mıydı? (Hani, çamurdan mı, yoksa pıhtıdan mı yaratıldığı tartışma konusu olan ilk insan..) ÇAMURDAN YARATILMA MESELESI SİTEMİZDE DEFALARCA İŞLENDİ AMA GENEL HATLARI İLE " AHIRET,BEDEN-RUH " VE " RUHUN VARLIGI " KONULARINA BAKILABILIR..GOBEKLERİ BÜYÜK İHTİMAL VARDI...ÇÜNKÜ İLK PROTOTİP OLARAK SONRAKİLERİN İLK ÖRNEĞİ İDİ ...!?AMA BU SAHSI TAHMINIMIZ ! 4) Ya da hayali cennetten kovulmadan önce, cinsel organlari varmiydi? SANA NE..RÖNTGENCİLİK MERAKI MI ...!? 5) Vardı ise ne için vardı? (madem ki cinsellik yasaktı?..) KİM DEMİŞ...TEK YASAK OLAN YASAK MEYVENİN YENİLMESİ İDİ! 6) Ya da Havva'nin göğüsleri varmıydı? (Çocuk emzirmeyecegine göre)? Yoksa bunlar cennetten kovulur kovulmaz mi olustular? YA KOVULACAKLARI BİLİNİYOR İSE - KADER KONUSUNA MURACAAT, ALLAH'IN YAZDIGINI YPMAYIZ, YAPACAKLARIMIZI ALLAH BILIR ) VE DAHA İLK YARATILMADA BU ŞEKİLDE YARATILMIŞSA...HIC DUSUNEMEMISTIN DI MI BUNU ATEISTIM BENIM ...! 7)Ya da Adem ve Havva'nin hormonlari önceden var mıydı? Vardıysa, (testesteron, östrojen, prolaktin, oksitosin vs.) ne amaçla vardı? SONRAKI HAYATLARI- DUNYA HAYATLARI ICIN - ONCEDEN HAZIR YARATILDILAR! 8)Havva, adet görüyor muydu? BÜYÜK İHTİMAL CENNETTE HAYIR..AMA FARKLI ORTAM - DÜNYA ORTAMI - BU ÖZELLİĞİ BAŞLATMIŞ OLABİLİR!- NE YANİ MUHTEŞEM EVRENİN DARWİNİZM MANTIĞI İLE ŞANŞ ESERİ OLŞABİLECEĞİNE İNANIYOR DA ATEİSTİMİZ, ZAMAN FAKTÖRÜNÜ YARATAN RABBİMİZİN ZAMAN İÇİNDE ZAMAN İLE BU ÖZELLİĞİ HAVVA ANNEMİZE KAZANDIRAMAYACAĞINI MI İNKAR EDECEK...:) TÜM EVRENİN TESADÜFEN OLUŞMASI İHTİMALİNİ KABUL EDENLER İÇİN BU ZATEN OLAĞAN BİR DURUM OLUR Dİ Mİ ....D 9) Adem ile Havva'nın kıyafetleri nasıldı? Havva, başörtülü müydü, çarşaflı mı? Yoksa ...? İLK İNSAN AYNI ZAMANDA ALLAH'IN EĞİTİMİNDEN GEÇMİŞ OLAN VE PEYGAMBER OLAN BİR KİŞİ İDİ ...YANİ MAĞARA DEVRİ İŞİ MASAL..EĞİTİCİSİ BELLİ OLAN ADEM ( AS)'IN HAYAT STANDARTLARI DA BELLI BIR SEVIYEDEN BAŞLAMIŞTIR MUTLAKA... MUTLAKA BELLİ SEVİYEDE ÖRTÜLERİ VARDI ..AMA BAŞÖRTÜSÜ EMRİ İLK NE ZAMAN İNZAL OLUNDU BU BİLİNEMEZ...! BELKİ İLK İNSAN BELKİ ZAMANLA FARZ KILINAN BİR EMİN İDİ BU ..!? 10)Eğer bunlar yok idiyse, nasıl oldu da birbirlerine cinsel arzu duydular?.. Var idiyse, bu arzudan dolayı neden cezalandırıldılar? YAW BU ATEIST SALAK MI TAKTI CINSELLIK YUZUNDEN CEZA MESELESINE...CEZA YASAK MEYVEDEN DOLAYI VERILDI ... CINSELLIK DUYGUSUNDAN DEGIL ! 10)Cennette yasak olduğu söylenen meyvenin adı neydi? Bu yasak meyve bugün dünyada yasak mı değil mi? Niye? KUR'AN ADI UZERINDE DURMAZ.. ALLAH'IN ACIKLAYAMADIGINI BIZ DE BİLEMEYIZ..ADI BİLİNSE NE OLUR...!?ONEMLİ OLAN OLAY -NEDEN - SONUC ILISKISIDIR...KUR!AN BU NEDENLE ESKIMEZ...KUR'AN'IN ESKIMEZLIGI YAZIMIZA MURACAAT...! 11)Ensest ilişki, günah mıdır, değil midir? (Adem ve Havva'nın çocukları ensest ilişki ile çoğalmış olmalı.. Yoksa, dünya belli bir nüfusa ulaşıncaya kadar ana ve babalar Allah'ın verdiği bir özel formülle seks yapmadan çocuklarını çamurdan mı yapmaya devam ettiler? HZ ADEM-HAVVA VE COCUKLARI YAZIMIZA MURACAAT 12)Adem ile Havva ne kadar yaşadılar? Kaç yılında öldüler? YINE TARIH..ALLAH'TAN ATEIST MANTIGI ILE BIR ILAHI KITAP GELMEMIS...TARIH, ELBISE DESENI, ÖZEL FANTAZI İLE DOLU BIR HAYLI HACIMLI AMA ICI BOS, GUNCEL VE AKTUELITESI OLMAYAN BIR KITAP OLURDU...! DIKKAT LUTFEN ...SORULAN SORULARIN COGU ..CEVABI BILINSE DE GUNUMUZDE PRATIK HAYATI ETKILEYECEK BILGILER DEGIL... O ZAMANDA MUHTEMELEN " YAHU BU BILGILERE NE GEREK VAR, ILAHI KITAP DEDIGIN SOMURUYE ENGEL OLUYOR MU...ADALETSIZLIGI ENGELLIYOR MU ONEMLI OLAN BU , BANA NE ILK INSANIN OZEL YASAMINDAN..." DERLERDI KI ELHAMDULILLAH KUTSAL KITABIMIZ KURAN DA BUNLARI ASIL UNYESINDE BARINDIRIYOR...! ASIL BEN ATEISTIMIZE BI SORU SORAYIM...NASIL OLURSA SANS ESERI BIR ATOM KENDI KENDINE OLUSUR..O ATOMLARDAN SANS ESERI BASKALARIDA OLUSUR VE SANSA BAKIN BIR ARAYA GELIP ELEMENTLERI , AYNI SEKILDE OLUSAN ELEMENTLER YINE SANS ESERI ... , TABI HER SEFERINDE HER BIR EN KUCUK PARCA SANS ESERI OLUSUP SANS ESERI DIGERI ILE BIRLESIP SANS ESERI ORTAYA DEVAM EDEN BIRBIRINI TAMAMLAYAN BIR BUTUNUN PARCALARINI OLUSTURMAKTADIR ... VE SU SANSA BAKIN KI ORTAM DA - OYLE YA OKSIJEN, SU , BESIN ...ZINCIRI DE SANS ESERI HEP TAM KIVAMINDA HAZIR OLUSUP ORDA BEKLEMEKTEDIRLER... !EVET BU ELEMENTLER SANS ESERİ BAŞKA OLUŞAN ELEMENTLERLE BİRLEŞMEKTE ,ŞARTLAR BUNA MÜSAİT OLMAKTA VE MOLEKULLER OLUŞMAKTADIR..ŞANSA BAKINIZ KİBU MOLEKULLER OYLE BOYLE OLUŞAN BAŞKA MOLEKULLERLE BİRLEŞİP AMINIASITLERI OLUŞTURMAKTADIR...BU SEKILDE SANS ESERİ OLUSAN BASKA AMINOASITLERLE BIRLESEN BU ZINCIR PEPTIT, ONLAR SANS ESERİ OLUSAN BASKALARI ILE BIRLESIP POLIPEPTIT, ONLAR SANS ESERI BASKA OLUSAN LARLA BIRLESIP PROTEIN, ... ONLAR... HUCRE...ONLAR DOKU, ORGAN, SISTEM VE SONUCTA ORGANIZMA-CANLIYI OLUSTURMAKTADIR...VE HER BİR EN KUCUK ATOM SANS ESERI OLUSUP HER BIR PARCA SANS ESERİ BİRLESİRKEN AHENK -BUTUN OLUSTURMAKTA, BİRBİRİNİ YOK ETMEDEN BIR UYUM ICINDE BIRLESIRKEN HER PARCA AYNI ZAMANDA CEVRE SARTLAIDA BUNU ENGELLEYECEK BIR KONUMDA OLMAYACAK OZELLIKLERE SAHIP OLMAKTADIR...VE BU ORGANIZMA SANS ESERI HAYATINI DEVAM ETTIRECEK CEVRESEL SARTLARIN TAM ORTASINDA - KI TUM BU SARTLARDA AYRI BIR SANS ESERI ILUSMA ZINCIRININ SONUCUDUR!- BULUNMAKTA VE KENDI GIBI ...UHUUUUU HU ,SANS ESERI OLUSAN BASKA BIR ORGANIZMA ILE UYUM ICINDE UREME OZELLILERINE SAHIP OLUP HAVADAN SUYA, ORADAN TOPRAK, ISIK, YEME, BARINMA...TUM SARTLARIN SANS ESERI TAM OLMASI GEREKTIGI SEKILDE OLUSTUGU BIR ALEMDE DEVAMLI SANSLARI YAVER GIDIP COGALIP ZAMANLA DA FARKLI TURLERE GECEBILMISTIR...BUNA ANCAK MASAL DENEBILIRKEN - HANI UZUUUN FASULYELERE TIRMANIP GOKYUZUNE TIRMANILAN MASALLAR GIBI ... - BUNU BILIMSELLIK ADINA " OLDU " DIYE SAVUNANLAR BANA GELIPTE BIR DE BILIMSELLIKTEN BAHSEDECEKLER VE BENDE ONLARI DINLEYECEGIM , OYLE MI...HADI CANIM ...! :(
Eger siz Allah-varsa eğer- olsa idiniz: 1) Dünyadaki tüm insanlara hitap edecek bir kitap gönderecek olsanız, sadece Arapça dilini mi kullanırdınız? Yoksa, ne kadar dil varsa o kadar dilde hazırlamış olduğunuz kitapları mı gönderirdiniz? HEH HEE.KOMIK...BOYLE OLSA IDI HZ. MUHAMMED NE YAPACAKTI BIR BIZANSA BIR AFRIKAYA BIR CINE MI GIDECEKTI ...BI DE DEMEZ MI NE KADAR DIL VARSA DIYE ..YAHU KUCUK KABILE DILLERINI DE SAYSAK YUZBINLERCE DIL VAR BE ADAM...SORUNUN PRATIKTEKI UYGULAMA VEHAMETINI DUSUNEBILIYOR MUSUNUZ...SORUSUNA GORE SORUYU SORANIN ZEKA SEVIYESINI ANLAYINIZ LUTFEN...
HA SURASININ ALTINI CIZELIM ...RABBIM HER TOPLULUGA MUTLAKA BIR PEYGAMBER GONDERMISTIR...BU KONUDA SITEMIZDE CESITLI YERLERDE ISLENDI AMA GENEL OZET ICIN TIKLAYINIZ :TEK DIN ISLAMDIR ADLI KONU ! PEKI MANTIKLI OLAN NE :ONCE BIR MERKEZ OLUSTURULUR...ORADAN CEVREYE YAYILMA HAREKETI , İRSAT FAALİYETİ YÜRÜTÜLÜR..YAPILANDA BUDUR ZATEN... 2) Dünyadaki tüm insanlara zaman zaman mesajlar iletmek isteseniz, bir aracı (elçi/peygamber) mi kullanırdınız yoksa doğrudan mı iletirdiniz? AYNI CEVAP...MERKEZDEN CEVREYE ...ZATEN MESAJDA ULASMISTIR TUM DUNYAYA..AMA HALA INAT ILE INANMAYAN HATTA KARSI CIKAN VARKEN ...SORMAK LAZIM ...SANA O MESAJ GELDI DE SEN DEGISTIN MI ...YANI AMAC YETER KI ARINMAK OLSUN... SU SORU AKLA GELEBILIR: HER TOPLULUGA NEBI GELMISTIR TAMAM DA YA AZ VEYA TEK 3-4 KISININ YASADIGI YERLER NE OLACAK...ONUN CEVABI SU:BU KISI-LER- SADECE " TEK , BIR OLAN YARATICIYA" INANACAKLAR...YANI AKIL ZATEN YARATANI BULUR AMA BU YARATICININ TEK OLDUGUNU KABUL ETMELI BIREY...ARTI IYI AHLAK YETERLIDIR...ZATEN IBRAHIM ( AS) IN KISSASI KURAN DA BU NEDNELE ANLATILIR...ARAYANIN TEK YARATICIYI BULMASINI ...!TOPLU YASANAN YERLERE ZATEN ILAHI EMIRLER PEYGAMBERLERLE GONDERILMISTIR..AMA AFRIKANIN ORTASINDA YASAYAN INSANLARA FAIZ YASAK DIYE HARAM EMRI GELMEZ TABII ...ORTAM, SEVIYEYE UYGUN EMIR-YASAK ZINCIRI GELIR...ATEISTIMIZIN MANTIGINA GORE HAREKET EDILSE AFRIKADA KI BALTA GIRMEMIS KABILELERIN ICINE DUSECEGI DURUMU DUSUNUN : -HER YERE KENDI DILLERINDE KITAP GELECEK YA !- YAW FAIZ NE, YA KARABORSA, AAA BI DE KIZ COCUKLARINI GOMMEDEN BAHSEDILMIS...BU NE BICIM KITAP ...DAHA BIZDEN HABERI YOK ..." KOMIK OLUYO DI MI ...IYIKI RABBIMIZ - HASA - ATEIST MANTIK ILE HAREKET ETMIYOR... 3) Dünyadaki tüm insanlara en son dini göndermek isteseniz, sadece Arabistan'a bir elçi mi gönderirdiniz, yoksa dünyanın herbir yerine aynı anda aynı şeyleri anlatmak için birden çok elçiler mi gönderirdiniz? HER YERE ZATEN ELÇI GITMISTIR... O BÖLGENİN ÖZELLİKLERİNE GÖRE İHTİYACI OLAN ILAHI MESAJLAR İLETİLMİŞTİR...!AZ OLAN TOPLULUKLARIN YAPMASI GEREKENLERI YUKARIDA YAZDIK..BİR DE KIYAMET YAKLASTIGI ICIN TUM DUNYAYA SON EVRENSEL MESAJ GONDERILMISTIR ... O DA KISA SUREDE YAYGINLASMISTIR... YANI RABBIM : PEYGAMBER GONDERMEDIKCE HIC KIMSEYE ZULMETMEYIZ " DERKEN , YANI :KITAPLI PEYGAMBER, KABILELER GONDERILEN UYARICI PEYGAMBER VE KUCUK GRUPLARDAN ISTEDIGI TEK ILAHA INANMA +AHLAK ... KURALLARI TUM EVRENE HITAP ETMEMEKTEMIDIR DE ATEISTIMIZ HALA BILINC ALTINDAKI EZIKLIK ILE KENDINI HAKLI CIKARMAYA CALISMAKTADIR... HAYRETC DOGRUSU...! 4) Dünyadaki tüm insanların iyi olmasını ve doğru yolu bulmasını mı isterdiniz? Eğer bu sorunun cevabı "evet" ise, onlara kötülüğü veren şeytana karışmadan, şeytanlığını yapmasına müsaade eder miydiniz? (Tavşana kaç, tazıya tut mu derdiniz?) Şeytanı yok etmez miydiniz?SADECE IYILIK YAPAN VARLIKLAR ZATEN YARATILMISTIR...ONLAR ALLAH'A ASLA ISYAN ETMEZ, GOREVLERINI AYNEN YERINE GETIRIRLER...MELEK, HAYVANLAR, BITKILER, GEZEGENLER...SU , ATES...VS... BUNUN IKI ISTISNASI VARDIR...CIN VE INSAN ...BUNLAR IKI TERCIH ILE KARSI KARSIYADIR : CENNET - VE IYILILER YOLU : HUMANIZM KONUSU OZELLIKLE OKUNMALIDIR !- VE CEHENNEM YOLU... RABBIM AKIL VERMISTIR, DOGRU YANLISI AYIRAN! KITAP GONDERMISTIR, ACIKLAYICISI OLARAK PEYGAMBER GONDERMISTIR, CENNETE GIRMENIZI ISTERIM , CEHENNEM KOTUDUR DIYE DEFALARCA- 120. 000 PEYGAMBER VE YUZBINLERCE YIL SUREN TEBLIB CALISMALARI ...!- SIZIN CENNETE GITMENIZI ISTERIM DEMISTIR...BUNDAN SONRA ISE TERCIHI SECMEK INSANALARA - VE CINLERE , CINLER ADLI IKI YAZIYA MURACAAT - KALMISTIR! ISTERSE KENDI IRADESI ILE KOTULUK YAPARAK CEHENNEME ISTERSE KOLAYCA - DETAI HUMANIZM ADLI YAZIMIZ- CENNETE GIDER...CENNET YOLUDA HEP INSANALARIN FAYDASINA OLAN ISLERIN YAPILMASI ILE ASILIR- YINE HUMANIZM DOSYASININ ALTINI CIZELIM !- YANI KISACA :Bir yol düşünelim yolun iki tarafında beyaz ve kırmızı ışık veren sınır taşları vardır. Elimizde trafik rehberi önümüzde kılavuz olan bir trafik polisi vardır. Ayrıca Allah insana akıl da vermiştir. Şimdi polis yolu gösteriyor, trafik rehberi yol hakkında bilgi veriyor sınır taşları yolun sınırlarını çiziyor akıl da doğru yol bulabiliyorken bir kişi bu yolda kaza yapsa, yoldan çıksa uçuruma düşse suç kimde olur? Şoförde mi, kılavuz (polis) da mı, rehber de mi, sınır çizgisi taşlarında mı? - KAZA -KADER KONUMUZDAN ALINMISTIR !- 6) Elçinizi görevlendirirken, kimsenin şahit olarak bulunmadığı bir mağarada mı görevi tebliğ ederdiniz? Sonra da herkesin bu elçiye inanmasını bekler miydiniz? BİLİMADAMLARI DENEY YAPARKEN HALKI ETRAFLARINA MI TOPLARLAR YOKSA O EN ÖNEMLİ ASAMA KENDI ORTAMINDA GERCEKLESTIRILDIKTEN SONRA MI SONUC VE DETAY HALKAK ACIKLANIR...ONEMLI OLAN MESAJ VE ICERIK ISE SORU MUAFTIR...YOK ILLA MUCIZE BEKLENMEKTE ISE BIR COK MUCIZE GOSTERILMISTIR...AMA O ZAMANDA INANMAK ISTEMEYEN INANMAMISTIR, GUNUMUZDE DE INANMAK ISTEMEYEN INANMAMAKTEDIR...YANI CEBRAIL MAGARA YERINE SEHRIN ORTASINDA ILAHI MESAJI TEBLIG ETSE IDI ATEISTMIZ INANACAK MI IDI...!? BASKA MUCIZLERE GOSTERDIGINDE- DETAYA GIRMIYORUZ- O MEKKELI MUSRIKLER INANDI MI KI BU SEKILDE DE BIR ILK KARSILASMA ANININ HERKESCE GORULMESININ ALTI CIZILMEKTEDIR...NE OLDUGU ORTADA...KORKAN, ÜRKEN BIR NEBI ...BU ANLAR ÖZEL VE İLK ANLAR ...GOREVLENDIRILEN KISININ RUH HALI ONEMLI ...ONCE O KISI BUNU ZIHINSEL OLARAK KABULLENMELI ...BU OZEL DRUM KABULENILDIKTEN SONRA - YANI TEMEL SAGLAM ATILINCA - TEBLIG BASLAR...HER NEBI DE DE BU BOYLE OLMUSTUR ... ONCE INSAN OLAN NEBI BILINCLENIR SONRA O CELIK IRADE HAZIR OLUNCA ATEISTLEREDE DAHIL, TEBLIĞ BASLAR ! ASIL SUPHECILIK OLAMAZ SIKKINI TERCIH ETMEK DEGILDIR " OLABILIRLIK " SIKKINI TERCIH ETMEKTIR ASIL SUPHECILIK...ONCE KARAR VERIP SONRA NEDEN - MAZERET ARAMA SADECE ONYARGININ TEZAHÜRÜDÜR! INANMAK ISTEMEYEN MUCIZELER GORSE DE INANMAZ - HZ RESUL DONEMINDE BOL BL ORNEGI GORURLDU - ,ZATEN ASIL MUCIZE KUR!AN'DIR...1400 SENEDIR GUNCELLIGINI ASLA KAYBETMEMISTIR... O ASIL MESAJ ATLANIP ARAYA - UNUTMAYALIM DENEYI YAPILAMAYACAK BILIM DALLARINDAN BIRI DE TARIHTIR , ISTANBUL YENIDEN FETHEDILEMEZ, FETHEDILDIGINI GOREN DE KALMAMISTIR,AMA DILDEN DILE , ESERDEN ESERE GUNUMUZE GELMISTIR BU GERCEK ...BUNUN GIBI :- TARIH, KENDI METODUNU KABULETTIRME, KURAN I OKUMDAN IFTIRA ATMA...CALISMALARI HER ZAMAN OLMUS VE HERDAIM OLACAKTIR...AMA ONLAR OLMUS, KUR!AN HALA CAPCANLI , AKTULE HAYATA HITAP EDER SEKILDE INSANLIGA ISIK TUTMAYA DEVAM EDECEKTIR...!
3 ATEİZM VE ÇIKMAZLARI
"Ateizm ve Çıkmaz!arı", kapsamı oldukça geniş bir konudur. Bir din ulusu, "Tanrı'ya giden yollar yıldızların sayısı kadar çoktur" der. Ateizme giden yollar, belki bu kadar çok değildir ama burada da bir değil, birden çok yolların bulunduğu bir gerçektir ve bu yolların her biri, başlı başına birer inceleme konusudur. Biz bu incelememizde, ateizme temel olan veya temel olduğu öne sürülen görüşlerden sadece çok önemli olan birkaçı üzerinde duracak ve onların eleştirisini yaparak ana çizgileriyle konunun genel görünümünü ortaya koymaya çalışacağız.Konumuzun başlığında "Ateizm" terimine yer vermemiz, bu terimi dilimizde tam olarak karşılayan ve yaygın bir kullanıma sahip olan bir terimin bulunmayışından ötürüdür. Din literatürümüzde ateizm terimine en yakın terim olarak, 'ilhad" kelimesi kullanılmaktadır. Arapça olan bu kelimeyi, bugün ancak klasik dini yazılarda bulmaktayız. Yine Arapçada kullanılan ve "inanç yolundan sapan" anlamına gelen "zındık", "zaman yönünden dünyanın bir başlangıcı olduğuna inanan" anlamına gelen "dehri" (çoğulu: Dehriyyun) kelimeleri, tıpkı "ilhad" kelimesi gibi, günümüz felsefe yazılarında hemen hiç kullanılmamakta, ayrıca bu son iki terim ateizm terimini tam olarak karşılamamaktadır. Günlük dilde ve halk arasında kullanılan "Allahsız!" sözü, bilindiği gibi, "insafsız, merhametsiz v.b." anlamında ve daha çok bir yergi ifadesi olarak kullanıldığı için, ateizmle doğrudan bir ilgisi yoktur. Basım tarihleri oldukça yeni olan bazı sözlüklerimiz, ateizm terimini, genellikle "tanrıtanımazlık" terimi ile ifade etmektedirler. Sanıyorum iki kelimeden oluşan bıı terimin güçlüğü, "tanımak" fiilinden gelmektedir. Bildiğim kadarıyla, "tanımak" fiilini, "inanmak" fiili yerine pek kullanmamaktayız. Nitekim "Siz Tanrı tanır mısınız?" veya, "Tarıya inanır mısınız ?" yerine, "Tanrıyı tanır mısınız ?" şeklinde bir soru, kulağa oldukça yabancı gelmektedir. Kanaatimce "Tanrıyı tanımama" daha çok, "Tanrıya inanmam" anlamında değil de, "Tanrıya bir tür meydan okuma" anlamında kullanılmaktadır. Ateizm terimi yerine "Tanrıya inanmazlık" sözünü kullanmak belki daha yerinde olur; ancak burada ismin "e" halinin araya girmesi, kelimenin tek terim olarak kullanım kolaylığını ortadan kaldırmaktadır.Batı dillerinin çoğunda, Tanrı hakkında düşünmenin bejli başlı akımları için kullanılan terimler genellikle ya Yunancadaki "theos"dan, ya da Latincedeki "deus"dan türetilmiştir. Bu kelimelerden türetilen "teizm", "ateizm", "panteizm", "henoteizm", "deizm" ve benzeri terimlerin derli-toplu tanımlarını yapmanın kolay bir iş olmadığı hemen her filozof ve ilahiyatçının itiraf ettiği bir noktadır. Söz gelişi, kime ateist diyeceğiz? Felsefe tarihinde, ateistlikle suçlanan birçok büyük düşünür, böyle bir suçu kesinlikle reddetmiştir: Fichte ateistlikle suçlanmış, ancak o, "Bir insanın gerçek anlamda ateist olabilmesi için hiçbir ahlaki ideale sahip olmaması gerektiğini öne sürerek", kendisine yöneltilen suçu kabul etmemiştir. Spinoza'nın Tanrı kavramı, Yahova'dan daha geniş olduğu için, ateistlikle suçlanmıştır 1. Yine yüzyılımızın tanınmış Hıristiyan ilahiyatçılarından biri olan Paul Tillich, Tanrı'yı "varlığın bizzat kendisi" veya "var olan her şeyin gerçek temeli" şeklinde tanımladığı ve O'nu evrenin dışında bulunan tek ve şahsi bir varlık olarak düşünmediği için, ateistlikle. Suçlanmıştır 2. Dahası var: Sokrates, Yunan "popüler" tanrılarını reddettiği ve bir tür monoteizme yöneldiği için, ateistlikle suçlanmıştır. Yine eski Romalılar, kendi Tanrı kavramlarını kabul etmedikleri için, ilk hıristiyanları bile ateistlikle suçlayarak cezalandırmışlardır. 3Bu durumda kimlere ateist dendiğine bakarak, ateizmin ne olduğu konusunda birtakım ipuçları yakalamak mümkünse de terimin çeşitli kullanımlarını içerebilecek bir tanıma ulaşmak mümkün değildir. Tanımlamadaki güçlük, büyük ölçüde, ortada farklı ve çok sayıda tanrı kavramlarının, dolayısıyla buna karşılık çok sayıda. ateistik anlayışların bulunmasından ileri gelmektedir. Orta ve Doğu Asya'da yaygın olan bazı dinler bir yana, tek tanrıcı dinlere mensup kişilerin zihinlerindeki tanrı tasavvurları bile bir ve aynı değildir. Öyle ise nasıl farklı teistik sistemler varsa, aynı şekilde farklı ateistik anlayışların bulunması da tabiidir.Ateizm sözü, genellikle, bir geniş bir de dar anlamda olmak üzere iki ayrı şekilde kullanılmaktadır. Genel anlamda ateist sadece "teist olmayan", başka bir deyişle "Tanrıyı hayatına sokma gereğini duymayan" kişi, şeklinde tanımlanabilir. Bu anlamda kullanılan ateizmdeki olumluluk takısı "a", tıpkı "apolitik" ve "asosyal" kelimelerinde olduğu gibi, nisbeten daha nötr bir durumu ifade eder. Dar anlamda ise ateist, düşünerek ve tartışarak Tanrı'nın var olmadığını öne süren kişidir. Bazen bunlardan, ikincisine "pozitif ateist" birincisine de "negatif ateist" denmektedir. Pozitif ateist, sadece Tanrı'nın varlığına inanmamakla kalmıyor, aynı zamanda O'nun yokluğunu kanıtlamaya çabalıyor 4. Felsefede asıl önemli olan, bu ikinci tür ateisttir. Kaldı ki geniş anlamda veya negatif anlamda ateizmin varlığı da tartışma konusudur. İnsan, apolitik ve asosyal olduğu gibi, kolayca ateist olamaz. Özellikle tek tanrıcı dinler geleneği içinde doğup büyüyen bir insanın, ciddi olarak düşünmeden ve bir takım gerekçelere dayanmadan Tanrı'nın varlığını inkâr etmesi hiç de kolay bir iş değildir. Aslında Tanrı'nın varlığına pek aldırış etmeden hayatlarını sürdüren kişiler için "ateist" sözünü kullanmak doğru değildir. İmdi, kişi Tanrı'nın varlığına ya inanır ya da inanmaz. İnanma fenomeni ışığında bakıldığında, teiznıle ateizm arasında orta bir yerde bulunmak pek mümkün görünmemektedir. Gerçi felsefe tarihinde teizm ve ateizm terimleri kadar, "agnostisizm" terimi de önemli bir yer tutar. Bilindiği gibi, agnostik, Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu hakkında hiçbir şey bilmediğini, dolayısıyla bu konuda hiçbir şey söyleyemeyeceğini öne süren kişidir. Burada dikkatimizin bir ayırıma çekilmesinde yarar vardır: Tanrı'nın varlığına inanmak başka şey, O'nun var olduğunu kanıtlamak ise daha başka şeydir. Tanrı'nın varlığını kanıtlayamamaktan agnostisizmi veya ateizmi çıkarmamız doğru olmaz. Agnostisizmin haklı olabilmesi için, şu iddialardan birinin ya da ötekinin kabul edilmesi gerekir: (a) Tanrı'nın hem var hem de yok olduğunu gösteren birtakım ipuçları vardır; (b) Tanrı'nın var veya yok olduğunu gösteren hiçbir ipucu yoktur. Agnostik birinci iddiayı kabul edemez; çünkü "orta yerde" (yani teizmle ateizm arasında) durabilmesi için, leh ve aleyhteki ipuçlarının tam anlamıyla denkleştirmek zorundadır. Aksi takdirde ya teizme, ya da ateizme kaymadan edemez. 0, ikinci iddiayı da kabul edemez; çünkü Tanrı'nın varlığı veya yokluğu hakkında hiçbir ipucu yoksa agnostisizmin dayanacağı bir temel de yok demektir. Bundan dolayı yalnız teistler değil, ateistlerin de çoğu (Marx ve Engels başta olmak üzre) agnostisizmi tutarlı ve geçerli bulmamaktadırlar.Bu arada şu noktaya da işaret edelim ki, eğer teizmin sınırları çok geniş tutulursa, sadece agnostisizmin değil, ateizmin de imkânsız olduğu öne sürülebilir. Nitekim böyle bir iddia ile ortaya çıkan düşünürler de yok değildir. Söz gelişi, ilk hıristiyan ilahiyatçılarından Anselm, Kutsal Kitab'ın "Mezmurlar" (Psalm 14: 1 /) bölümündeki şu ifadeyi tekrarlamaktadır: "Kalbinde 'Tanrı yoktur' diyen bir aptalın zihninde bile 'kendisinden daha yetkini düşünülemeyen bir Tanrı fikri' vardır." Yine tanınmış hıristiyan ilahiyatçısı, Augustine, bir duasında şöyle der: "Tanrım, sen bizi kendin için yarattın; kalplerimiz Senin varlığında sükûn buluncaya kadar huzursuz olmaya devam edecektir!" Bu demektir ki, insan kendi hayatını er-geç dini bir yoruma tabi tutacak ve birtakım bocalamalar ve kuşkular geçirse bile, sonunda Tanrı'ya varacaktır. Bu görüş açısından hareket edilince, inanç konusunda içine düşülen şüphelerin ve hatta ateizmin bile bir dini değer taşıdığı düşünülebilir, düşünülmüştür de.. Bazıları putperestliğin her türünden arınmış ve arındırılmış bir teizm için ateizmin bir tehlike olması bir yana, yararlı bir araç olduğunu, dolayısıyla onun büyük bir dini anlam ve değer taşıdığını öne sürmüşlerdir. Bu bakımdan birkaç yıl önce Paul Riceur ve A. Maclntyre'ın birlikte yazdıkları bir kitaba "Ateizmin Dini Önemi" (The Religious Significance of Atheism) şeklinde oldukça dikkat çekici bir başlık koydukları görülmektedir. Ateizme dini bir değer atfedenler ateizmin değil, Tanrı karşısında ilgisizliğin teizm için bir tehlike olduğu görüşündedirler. Ateist, olumsuz bir açıdan da olsa, Tanrı ile ilgilenmektedir; dolayısıyla ciddi bir ateist, bir tür mistik bir tavır içinde bulunmaktadır. Bu tavır onu psikolojik olarak duyarlı bir noktaya götürebilir ve ateizm bir tür teizme dönüşebilir.Salt ateizmin çok zor, hatta imkânsız olduğu görüşü yüzyılımızda da birçok savunucu bulabilmiştir. Tanınmış İngiliz düşünürü John Baillie, Solipsist'in içinde bulunduğu durumundan söz ederken şöyle der: "Demeliyiz ki, solipsistler zihinlerinin ucuyla komşularının ve çevrelerindeki dünyanın gerçek varlıklarını inkâr ettikleri halde kalplerinin derinliklerinde onların var olduklarından asla şüphe etmemektedirler. 0 halde ateistler için niçin aynı şeyi düşünmeyelim ?" 5 Baillie'nin düşüncesine göre, ateist, her nekadar Tanrı'nın varlığına inanmadığını açıkça söylemekte ise de, onun varlığının derinliklerinde Tanrı fikri gizlidir. Günümüz düşünürlerinden J.A.T. Robinson, "Tam anlamıyla çağdaş olan bir insan ateist olmayabilir mi ?" başlığını taşıyan bir yazısında dogmatik, başka bir deyişle düşünülmüş ve tartışılmış bir ateizmin mümkün olmadığını ifade etmektedir. Ona göre, insan ilahi gücün varlığını, içinden gelen bir zorlama ile duymaktadır. Bu duyuş, tabiatın aracılığı ile artistik ve bilimsel bir kanalla, toplumsal ilişkiler yoluyla ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda olan insan kendisini çepeçevre saran bir varlığa ne ad verebileceğini ve onu nasıl tasavvur edebileceğini bilemeyebilir, hatta onun duygu ve düşünce dünyası tam bir karışıklık içine gömülebilir. Buna rağmen o, kendi yolunu açmak ve ilahi sese doğru gitmek gereğini ergeç idrak eder" 6. Görülüyor ki, Robinson bir "iç zorlama" dan söz etmekte ve ateizmi bir tür "kaçış" olarak görmektedir. Salt ateizmin imkânsız olduğu inancı, öyle sanıyorum ki, iki önemli düşünceden kaynaklanmaktadır: Bunlardan birincisi, biraz önce de işaret ettiğimiz gibi, teizmin sınırlarının çok geniş tutulmasıdır. Söz gelişi Ficlıte, "Tanrı" terimi ile "ahlak kanunu" terimi arasında bir özdeşlik gördüğü için, ahlak kanununa boyun eğen herkesi Tanrı'nın sesine kulak veren kişi olarak kabul etmiştir. İkinci düşünce ise, ateizmle nihilizmin aynı şey olduğu inancıdır. Çevresinde, ateist olduğu halde nihilist ve hatta materyalist olmayan insanların varlığına tanık olan teist, bir bakıma kolay bir çözüm biçimini seçmekte ve ateizmin imkânsızlığını öne sürerek güçlüklerden kurtulmayı denemektedir.Kanaatimce bu, doğru ve geçerli bir çözüm şekli değildir. Ateist olduğunu söyleyen bir insanın öyle olduğunu kabul etmekten başka çıkar yol yoktur. Anlatıldığına göre, David Hume'un, onsekiz kişi ile birlikte Baron D'Holbach'ın evinde ziyafette iken, dogmatik bir ateistin gerçekten bulunup-bulunamayacağından şüphe ettiğini söylemesi üzerine ev sahibi şöyle konuşmuştur: "Azizim Sir, şu anda bu şekilde olan onyedi kişi ile aynı masada oturmaktasınız7." Sanıyorum en doğru yol, ateizm gerçeğini bir yana itmek değil, onu anlamaya ve güçlüklerini görmeye çalışmak olmalıdır. Ateizm gerçeği, felsefe tarihindeki kökleri çok gerilere, teknik anlamda felsefenin başlangıç günlerine kadar uzanan bir olgudur. Ancak biraz önce de işaret ettiğimiz gibi, bir değil birçok çeşit ateizm vardır. Antik dönemlerin ateistik fikirleri ile Orta ve Yeniçağların ateistik düşünce ve tutumları arasında önemli farklar bulunmaktadır. Yunan filozofları arasında tanrıların varlığını inkâr edenler çıkmıştır; ancak Yunan halk inanışları teistik bir sistem oluşturmadığı için, orada bugünkü anlamda bir ateizm yoktu. Bugünkü anlamda ateizm, teistik sistemlere bağlı olarak ortaya çıkan bir harekettir. Başka deyişle, ateizm, evreni yaratan ve onun varlığını devam ettiren, özü itibariyle aşkın fakat sonsuz gücü, bilgisi, iradesi ve sairesi ile evren de içkin olan teistik, hatta belki de daha yerinde bir terimle monoteistik tanrı inancına karşı tepki olarak doğan bir düşünce hareketidir. Bu bakımdan düşünce tarihinin geleneksel ateizmi gıdasını büyük ölçüde teizmden, özellikle de Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışan felsefi kanıtlardan almaktadır.Tanrı'nın varlığının aleyhinde öne sürülen klasik tartışmaların başında "kötülük problemi", maddenin ezeliliği, teistik kanıtların yetersizliği, hatta geçersizliğine ilişkin görüşlerle özellikle günümüzde büyük bir önem kazanan bazı sosyolojik ve psikolojik teoriler gelmektedir. Ayrıca Nietzche tarafından önemle savunulan ve ateist varoluşçularca geliştirilen 'ahlaki gerekçelere dayanarak Tanrıyı reddetme' görüşünün de günümüz ateizminde önemli bir yeri vardır. Şimdi kısaca söz konusu bu tartışmalara bir göz atarak onların ateizm için sağlam bir temel oluşturup oluşturmadığı konusuna gelelim. 1. "Kötülük Problemi" Teizmin aleyhinde kullanılan belki de en eski iddia, dünyadaki kötülüğün reel varlığından kaynaklanan iddiadır. "Eğer her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve mutlak anlamda iyilik sahibi olan bir Tanrı varsa, yeryüzündeki bu kadar kötülük nereden geldi " sorusu düşünce tarihinde yüzlerce kez sorulmuş ve cevaplandırılmaya çalışılmıştır. Kötülük, şu ya da bu yolla yaşayan her canlının hayatına girdiği için bu soru, düşünürler kadar sıradan insanları da yakından ilgilendirmektedir. David Hume, "Tabii Din Üzerine Dialog" adlı yazısında teizmin kötülük problemine ilişkin çelişkisini şu sözlerle dile getirmektedir:
Tanrı kötülüğü Önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor; o halde O güçsüzdür. Yoksa gücü yetiyor da Önlemek mi istemiyorsa, o halde O kötü niyetlidir. Eğer Tanrı hem güçlü hem de kötülüğü ortadan kaldırmak niyetinde ise, bunca kötülük nasıl oldu da var oldu? 8. David Hume, bu çeşit bir akıl yürütme ile özellikle teistik Düzen Kanıtının geçersizliğini göstermeye çalışmaktadır.Bazı teistler, kötülüğün reel varlığını inkâr ederek; bazıları onu insanın olgunlaşması için bir araç şeklinde yorumlayarak; bazıları kötülüğü Tanrı'nın öfke ve uyarısına bağlayarak, bazıları da sınırlı bir tanrı kavramı kabul ederek 9. Hume'un ortaya koyduğu ikilemi çözmeye çalışmışlardır. Ancak birçok felsefe probleminde olduğu gibi, burada da kesin bir sonuca ulaşılmış olduğu söylenemez. Kötülüğün teist için bir problem olduğu doğrudur. Bu problem, özellikle monoteist dinler söz konusu olduğunda çok daha karmaşık bir görünüm kazanmaktadır. Buna rağmen bu problem, ne teizmin geçersizliğini göstermek, ne de ateizmi kurmak gibi bir görevi yerine getirecek güçtedir. Kötülüğün varlığına rağmen insanlık, iyiye doğru ilerleyebilmiş, içinde yaşanabilir bir uygarlık düzeyine ulaşabilmiştir. Ateistik iddiaların çoğu, "dünyada gereğinden fazla kötülüğün bulunduğu" düşüncesi çevresinde dönüp dolaşmaktadır. Her şeyden önce bu "gereğinden fazla" sözü, oldukça üstü kapalı bir sözdür. Ateist, insanlık tarihi boyunca var olageldiğine inandığı büyük felaketleri, doğal afetleri ve saireyi birlikte düşünerek böyle bir yargıya varıyor olsa gerek. Oysa bizim evren hakkındaki bilgimiz oldukça yetersizdir; dolayısıyla topyekûn evrende gereğinden fazla kötülük var mı yok mu, bu konuda bir şey söyleyemeyiz. Kaldı ki, kötülüğün yaygınlaşmasını Tanrı'dan çok insana atfetmek, daha akla yatkın görünmektedir. Özelliklc Tanrı'ya atfedilen doğal kötülükler (deprem, su baskını v.s.) insanın çalışma ve didinmeleri sonucu büyük ölçüde önlenebilir, önlenmiştir de. İnsanla daha doğrudan ilgili olan ahlaki kötülük, bugün tanıdığımız ve bildiğimiz insan yapısı söz konusu olduğu sürece, büsbütün ortadan kalkmayacaktır; ancak burada da büyük ölçüde bir azalma gerçekleştirilebilir. Bir gün bütün dünyamızın kötülükle dolup taşacağına inanmamız için akla yatkın hiçbir neden yoktur.Kısacası, "dünyada kötülük vardır" yargısıyla, "bilgi, irade, güç ve iyilik sahibi bir Tanrı vardır" yargısını hiçbir şekilde karşı karşıya koyup bundan bir ateizm çıkaramayız.Leibniz'in "Theodiciee"si, insanlık tarihinde gergin ve bunalımlı dönemlerinde çok iyimser görünebilir. Fakat bu teodisenin ana iddiasının hala ayakta olduğunu kabul ediyorum. Hiç şüphesiz Tanrı, başka dünyalar da yaratabilirdi. Böyle bir imkan, bu dünyanın, "yaratılması mümkün olan dünyaların en iyisi olduğu" görüşünü savunmamıza engel olmaz. Eğer şu veya bu derecede kötülüğün bulunması, dünyanın "mümkün olan en iyi dünya" olduğu görüşüyle çatışmıyorsa ve hatta böyle bir dünya için belli oranda kötülüğün varlığı kaçınılmaz ise, bu takdirde "dünyada kötülük vardır" ve "dünya mutlak anlamda iyi olan bir yaratıcının yönetimi altındadır" iddiaları mantıken bir arada bulunabilir. Eğer dünyada kötülük var olduğu için kişinin Tanrı'nın varlığına olan inancı sarsılsaydı, başta Peygamber Eyüb olmak üzere Hz. İsa'nın ve Hz. Muhammed'in inançları sarsılırdı. 2. Maddenin Ezeliliği ve Kozmolojik Kanta Yöneltilen Eleştiriler: Başka önemli bir ateistik iddia da maddenin ezeliliği ve onun her şeyin kaynağı olduğu görüşünden hareketle ateizmi temellendirmeye çalışmaktadır. Bu iddianın iki önemli basamağı vardır. İlk basamakta maddenin ezeliliğinin apaçık olduğu, hatta bunun bilimsel olarak kanıtlandığı ve maddenin, şuur dahil her her şeyin kaynağı oluşturduğu söylenmekte; ikinci basamakta ise, bu görüşün yaratıcı bir Tanrı fikrini imkansız kıldığı öne sürülmektedir. İddiaya göre, yaratıcı Tanrı fikrine yer verirsek, madde miktarının ya da kütle-enerjinin sıfır düzeyde olduğu bir zamanın var olduğu düşüncesini kabul etmemiz gerekir ki, bu, fizik biliminin vardığı sonuçlar açısından mümkün değildir.Maddenin ezeliliği görüşünü temel alan bu iddia, aslında kozmolojik kanıtın ve belli bir yere kadar da teleolojik kanıtın geçersizliğini göstermeye çalışmaktadır. Bilindiği gibi kozmolojik kanıt, dünyadaki varlıkların, var oluş nedenlerini kendi içlerinde taşımadıkları, dolayısıyla kendi varlık alanlarının dışında bir nedene muhtaç oldukları, bu nedenin de kendi kendine yeterli ve başka bir şeye muhtaç olmayan bir varlık olduğu sonucuna varmaktadır. Eğer en Son Neden kendi kendine yeterli olmasaydı başka bir deyişle var oluş nedenini bizzat kendi içinde taşımasaydı, o zaman neden-sonuç zinciri sonsuza değin uzayacaktı ki bu Teolojik bir deyimle "muhal"dir, yani imkânsızdır.Bizim burada ateistik maddeciliği ayrıntılı olarak ele almamız mümkün değildir. Bu konuda öne sürülen bir sürü varsayım, çözüm bekleyen bir yığın problem ve ardı arkası kesilmeyen birçok tartışmalar vardır. Ateistin iddia ettiği gibi, maddenin ezeli olduğu ve şuur dâhil her türlü canlı faaliyetin kaynağı olduğu bilimsel yöntemlerle doğrulanmış değildir. Hatta bir an için maddenin ezeli olduğunu kabul etsek bile, bu, çeşitli şekillerde dile getirilen teistik anlayışların hepsinin geçersizliklerini göstermeye yetmez. Yaratma fiili için bir başlangıç tanımayan ve onun sürekliliğini kabul eden birçok teist vardır. Farabi, Muhammed İkbal, Lotze burada sayabileceğimiz birkaç örnektir. Bilimsel sonuçlar, kozmolojik kanıtın, ya da klasik İslami terminoloji ile "hudus" ve "ibdâ" delillerinin formüle edildikleri dönemlerin ilkel ve zayıf bilimsel anlayışlarının geçersizliklerini, hatta bizzat kozmolojik kanıtın geçersizliğini ortaya koyabilir; ama bunların hiçbirinden "o halde Tanrı yoktur" yargısı çıkarılamaz. Aslında Kant'ın da işaret ettiği gibi, bilimi böyle bir yargıyı vermeye zorlamak onu meşru olmayan bir alana itmek demek olur. 3- Ateizmin Dayandığı Bazı Sosyolojik ve Psikolojik Teoriler: Günümüzdeki ateistik görüşlerin önemli kaynaklarından biri olan ve Fransız sosyologu Emille Durkheim tarafından geliştirilen "sosyolojik teori"ye göre Tanrı toplumun, bireylerin düşünce ve davranışlarını kontrol altında tutmak için farkına varmadan uydurduğu hayal ürünü bir kavramdır. Yine bu teoriye göre insan, dini bir duyguyla kendisini aşan bir varlık karşısında korku ve ümit içinde beklerken aslında Tanrı adı verilen evrenin ötesindeki bir varlık karşısında değil, kendisini çepeçevre saran toplumun realitesi karşısında durmaktadır. Tanrı fikri toplumun güç ve işlevini gösteren bir simgeden başka bir şey değildir. 10Böyle bir teoriden kaynaklanan ateizm, kozmolojik ve teleolojik kanıtlar çevresinde dönüp dolaşan ateistik tartışmalardan daha kolay anlaşılır bir niteliktedir; bundan dolayı da çok daha etkindir. Ancak bu teorinin zayıflığı ortadadır. Şöyle ki: 1. Bu teori, dini şuurun evrenselliğini açıklayamamaktadır. Söz konusu bu şuur, bireyin içinde yaşadığı toplumun çok daha ötesine gitmekte, evrensel nitelikte bağlar ve toplumsal birlikler oluşturmaktadır. Yine bu şuur, bütün insanlığa kapısını açık tutan bir özellik taşımaktadır. Eğer Tanrı, toplumun bir simgesi ise, bütün insanları içine alma zorunluluğu nereden doğuyor? Bir bütün olarak insanlığın "toplum" olduğu söylenemez; çünkü sosyolojik teori, toplum terimini bu anlamda kullanmamaktadır. 2. Sosyolojik teori, bir dinin belli bir toplumda otaya çıktığı sırada dile getirdiği Tanrı kavramı ile toplumsal_ideallerin çok kere çatıştığını görmezlikten gelmektedir. Söz gelişi Kur'an'ın ilk inen sürelerinde ifadesini bulan Tanrı'nın; Mekke toplumunun, özellikle Mekke aristokrasinin ideallerinin yanında değil, karşısında olduğu bilinen bir gerçektir. İlk müslümanların kafalarına ve gönüllerine yerleştirilen dünya görüşü, Mekke toplumunun düşünce ve davranışlarının, dolayısıyla yaptırım gücünün sembolik bir ifadesi olmamış, tam tersine bu etki ve gücü temelinden sarsan bir faktör olmuştur. Eğer Tanrı, kılık değiştirmiş toplum olsaydı, tanrısal güç, her halde kendi kuyusunu bizzat kendisi kazmazdı.Bilimsel bir temele dayandığı öne sürülen ve ifadesini özellikle Freud ve Feurbach yazılarında bulan, günümüzde ateizme önemli ölçüde destek sağlayan "Yansıtma Din Teorisi" (The Projection Theory of Religion) de sosyolojik teorinin karşılaştığı güçlüklere benzeyen güçlükler içinde düşmektir. Freud'a göre Tanrı fikri çocuktaki baba imajının bir yansımasıdır. Tanrı fikrinin kaynağı, insan soyunun, çocukluk döneminde karşı karşıya kaldığı zorluklar karşısında geliştirdiği zihinsel bir savunma mekanizmasıdır. Bundan dolayı din, Freud'un nazarında "nürotik bir kalıntı"dan ibarettir. Feuerbach ise, Tanrı hakkındaki bütün konuşmaları insan hakkında konuşmaya, başka bir deyişle teolojiyi antropolojiye indirgemektedir. İnsan, kendisinde görmek istediği, fakat bir türlü görmeyi başaramadığı nitelikleri hayal bir varlığa yansıtmakta; bunu yaptığı için de kendisini söz konusu bu varlık karşısında küçülterek öz benliğinden soğumakta ve yabancılaşmaktadır. 12Gerek Freud'e göre, gerekse Feuebach'a göre, insanlık büyüyüp olgunlaştıkça hayali varlıkların yardımına ihtiyaç duymayacak yavaş yavaş Tanrı fikrinden kurtulacaktır.Freud'un görüşü teizmin aleyhine kullanılabildiği kadar ateizmin de aleyhine kullanılabilir. Her şeyden önce ateizm, bir olgunluk işareti değildir. Onda da çocukluk döneminde yer alan bir ruh, halinin tekrarı söz konusudur. Babasını kıskanan, ondan korkan, onun buyruklarından memnun olmayan ve hatta onun salt varlığından rahatsız olan çocuk, babasından kurtulmak istemekte, onun var olmamasını arzu etmektedir.Buna dayanarak denebilir ki, ateizm, babanın var olmaması arzusunun bir yansıması, bir projeksiyonudur. Ancak baba imajına o kadar alışmıştır ki, onsuz edememekte, baba, dolayısıyla Tanrı otoritesi yerine bir düşünürün, bir siyasi liderin, bir partinin ve sairenin otoritesini koymaktır.Feuerbach'ın yansıtma teorisine gelince bunun bazı dinler, mesela eski Yunan ve Mısır dinleri için geçerli olduğu kabul edilse bile, her din için geçerli olduğu söylenemez. Büyük harfle yazılan İnsanı bir tarafa bırakıp, sıradan bir insanın, söz gelişi Miladdan sonra 620'lerde Mekke' de yaşayan bir Arabın ideallerinin yansıması ile Kur'an'ın Tanrı kavramı arasındaki ilişkiyi görmek, Feuerbach'ın tezinin zayıflığını görmek için yeterlidir sanıyorum. Neydi bu sıradan insanın idealleri, arayıp da bulamadığı şeyler? Bol servet, çok sayıda erkek çocuk, çok sayıda kadın v.s... Bu ve benzeri arzuların yansıması, olsa olsa muhteşem bir Arap şeyhinin özelliklerini oluştururdu, İslam'ın Tanrı anlayışını değil.Feuerbach, ciddi ve tutarlı çözümlemelerle teizmin tutarsızlığını ve yanlışlığını gösterme yerine, vecize kabilinden birtakım parlak sözlerle metafizik bir problemi psiko-antropolojik bir terminoloji içinde çözmeye çalışmaktadır. 0, bize Tanrı fikrinin bir tür psiko-genesisini sunmaktadır ki, bu, savunulabilir bir ateizm için yeterli değildir. İnsan ya da insan soyu, Feuerbach'ın anlattığı yolla Tanrı fikrine ulaşmış olsa bile bu, böyle bir fikrin ontolojik bir temelden yoksun olduğunu göstermez. İnsanın, Tanrı'nın varlığı fikrine nasıl vardığını açıklamakla ateizm arasında mantıksal bir bağ yoktur. 4. Tanrı'nın Ahlaki Gerekçelerden Dolayı Reddedilmesi: Özellikle Nietzche ile felsefe sahnesinde ön plana çıkan, Sartre ve Camus gibi ateist var oluşçularca geliştirilen bir başka önemli ateistik görüş de ahlâki bir endişede çıkış noktasını bulmaktadır. Bilindiği gibi Kant, insanın ahlâki otonomisini koruyabilmek için Tanrı'nın ahlâk alanına sokulmasına, yani teolojik ahlâka temelden karşıydı. Ancak o, buna dayanarak Tanrı'nın var olmaması gerektiğini öne sürmüyordu. Tam tersine, o, Tanrı'nın varlığını, ahlâklılığın ve mutluluğun bir arada bulunması demek olan "en yüksek iyi"nin elde edilmesi için zorunlu bir postülat olarak koyuyordu. Kant'ın tanrısı bir Ahlâk Tanrısı idi. İşte Nietzche ve ateist var oluşçuların yıkmak istedikleri Tanrı fikri de buydu. Onların, antolojik, kozmolojik, teleolojik kanıtların Tanrı anlayışı üzerinde hemen hiç durmamış olmaları da bunu göstermektedir. Onlar, Kant'ın çıkış noktasını benimsemekte, ama onun vardığı sonucu ortadan kaldırmak istemekteydiler.Nietzche'ye ve var oluşçuluğun ateist kanadına mensup düşünürlere göre, ya insanın önceden belirlenmiş bir "öz"ü vardır; ya da insan tam anlamıyla karmakarışık bir akıntı içindedir; dolayısıyla özünü kendisi oluşturmak zorundadır. Nietzche, kısır ve sıkıcı akılcı felsefelerin insanın önceden belirlenmiş bir özü olduğu görüşüne dayandıklarını söyler. Yine insan, bu düşünürlere göre, ya kölece bir bağlılık ve bağımlılık içindedir yahut da, Sartre'ın deyimiyle özgürlüğe mahkûmdur. Şimdi eğer Tanrı, yani bir yaratıcı varsa, insanın bir özü de var demektir ve insan, kendi özünü oluşturma imkân ve gücünden yoksundur. Başka bir deyişle eğer Tanrı varsa, özgürlük yok demektir ve insan, kendi özünü oluşturma gücünden yoksundur. Bu imkân ve gücün olabilmesi için, Tanrı'nın olmaması gerekir. Acaba Tanrı'dan bu derece çabuk kurtulmak kolay bir iş midir? Nietzche, Tanrı'nın ölümünün ne büyük ve endişe verici bir olay olduğunun farkındadır. O şöyle der: "Dünyanın bir daha sahip olamayacağı en kutsal ve güçlü varlık hançerlerimizin altında kana boyandı. Bu, insanlığın kaldıramayacağı kadar büyük bir olaydır".13 Buna rağmen Nietzche'ye göre bu, yerine getirilmesi gereken bir işti. Eğer insan gücünün bir değeri olacaksa sonsuzca güce sahip olan bir varlığın olmaması gerekirdi; çünkü sonsuz-olanla sınırlı-olan, en yetkinle, yetkin olmayan, tamla eksik bir ve aynı dünyada barınamazdı. Camus'un deyimiyle. Sisyphus baş kaldırmalı ve her türlü tehlikeyi göze alarak özgürlüğünü ilân etmeliydi.14Ne Nietzche, ne Sartre, ne de Camus ve ne de onlar gibi düşünenler yavaş yol alan, kılı kırk yaran serinkanlı bir düşünür gibi çıkarlar karşımıza. Onların ispat etmeye, hatta ikna etmeye ne vakit ne de sabırları vardı. Onlar, bir haykırış içindedirler; muhatapları ise, ne teolog, ne de filozoftur, sadece bunalım içinde olan insandır.Bu bunalım felsefesi, "Tanrı yoktur" demekten çok "Tanrı var olmamalıdır" diyor. Bunun için gösterdiği gerekçeler ise, aşırılıklarla dopdolu. Öyle ki, bu felsefe bize iki aşırı uçtan birini seçmemizi söylüyor. Oysa böyle bir zorunluluk yoktur. Şöyle ki; (1) Ya aşırı ve katı bir rasyonalizmi, ya da irrasyonalizmi seçmek zorunda değiliz. İnsanın kurduğu kavramsal yapının suni, zorlanmış ve gelişi güzel yönleri vardır; ama bu yapının bütünüyle kötü ve güvenilmez olduğunu söylemek mümkün değildir. (2) İnsan söz konusu olunca, niçin katı ve belirlenmiş bir tür "okult öz"le başıboş bir akıntı arasında orta bir yer bulunmasın? (3) Kölece boyun eğme ile şiddete başvurarak şiddete başvurarak sürekli bir direniş içinde bulunma arasında kalınabilecek hiçbir nokta yok mudur? Sokrates, görüşleriyle içinde yaşadığı toplumun temellerini sarsmış bir insandı; ama aynı insan ölüm cezasından kaçıp kurtulma imkânı bulduğu halde, toplumun yasalarına uymayı -isterseniz buna bir tür muhafazakârlık' da diyebilirsiniz- bir görev bilmişti.Mademki bu aşırılıklardan birini ya da ötekini seçmek zorunda değiliz; "o halde Tanrı'yı öldürmeye de gerek yoktur." Ahlaki yücelişin dinin özü olduğunu söyleyen ve onu hayatın nirengi noktası haline getiren bir varlığı ahlak adına, insanlık adına öldürmek istemek, gerçekten büyük bir bunalım içinde olmanın belirtisi olsa gerektir. 5. Tanrı. Kavramının Anlamsızlığı: Şimdiye kadar üzerinde durduğumuz çeşitli ateistik görüşlerin ortak bir yanı vardır. 0 da teizmin son derece ciddiye alınmasıdır. Aynı ciddiliği, analitik felsefe geleneğine bağlı ateist düşünürlerde ve özellikle de mantıksal pozitivizmi savunanlarda görmemekteyiz. Bunlardan - bazılarına göre, Tanrı, aleyhinde bile konuşulacak bir konu değildir çünkü Tanrı kavramı derli-toplu bir anlam ifade etmemektedir. Bu görüşte olanların ilk ele aldıkları konu ontolojik kanıt olmuştur. Bu kanıt daha çok düşünce ve dil çerçevesi içinde kaldığından dolayı kavramsal çözümleme için verimli bir alan oluşturmaktadır. Ontolojik kanıtla ilgili tartışmalar şu ana kadar ertelememizin nedeni de budur.Bilindiği gibi Anselm tarafından formüle edilen ve daha sonra akılcı filozoflarca geliştirilen bu kanıt, Tanrı'nın varlığı düşüncesinden O'nun varlığının gerçek ve zorunluluğuna gitmektedir. Kısaca söyleyecek olursak ontolojik kanıtın temel iddiası şudur: Kendisinden daha yetkinini düşünemeyeceğimiz bir varlık kavramı vardır zihnimizde. Bu varlık, ya sadece zihindedir, ya da hem zihinde hem de zihnin dışında vardır. Sadece zihinde var olan, hem zihinde hem de zihnin dışında var olandan daha yetkindir. Tanrı, terimin tanıma gereği, kendisinden daha yetkini düşünülemeyen bir varlık olduğundan O'nun hem zihinde hem de gerçekte var olması zorunludur.Biz burada bu kanıtla ilgili uzun tartışmaları bir yana bırakarak onlardan önemli olduğuna inandığımız sadece bir tekine dokunmakla yetineceğiz.Ateist olduğunu açıkça söyleyen günümüz filozoflarından J.N. Findlay, "zorunlu varlık" kavramını çözümleyerek bir tür "ontolojik ateistik kanıt" çıkarmaya çalışmıştır 15. Findlay, "Tanrı vardır" önermesinin zorunlu olamayacağını söyler. Ona göre, "zorunlu varlık" kavramı tıp "yuvarlak kare" kavramı gibi, bir zıtlığı içermektedir. Zorunlu önermelerden hiçbiri "cxistentielle" bir durumu içermez. Zorunluluk, mantıksal çıkarımlar ve dildeki kurallar için söz konusudur. Varlığa ilişkin yargılarımız ise, zorunlu değil mümkündürler. Bu durumda "Tanrı zorunlu olarak vardır." önermesi kendi içinde bir zıtlığa yer vermekte, dolayısıyla anlamsız olmaktadır.Bize öyle geliyor ki, bu tür bir çözümlemeye dayanarak ateistik bir kanıt dile getirmek kolay bir iş değildir. Şöyle "zorunlu varlık" kavramıyla varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, yok edilemeyen, sınırlayıcı herhangi bir şarta bağlı olmayan bir varlığı kastetmektedir. Bu çeşit bir zorunluluğu, mantıksal zorunluluktan ayrı düşünmek gerekir. Hatta Tanrı'nın varlığının zorunlu olması ile bizim Tanrı'nın varlığına ilişkin iddialarımızın zorunlu olup-olmadıkları hususu arasında da bir ayırım yapmak zorundayız. Gerçi bu gün birçok düşünürün "zorunlu" ve "mümkün" terimlerinden hoşlanmadıkları ve onları sadece önermelerle ilgili olarak kullandıkları doğrudur. Buna rağmen hiç kimse bu güne kadar varlığa ilişkin bütün önermelerin, kesinlikle olumsal olduklarını kanıtlayamamıştır. Bu işi, şu anda üzerinde durduğumuz tartışmanın en ciddi anlamda başlatıcısı olan Kant bile başaramamıştır. Çoğunlukla "Tanrı vardır" önermesindeki "varlık" ın konuya bir şey eklemediği, dolayısıyla gerçek bir yüklem olmadığı öne sürülmüştür. Öyle sanıyorum ki, "Tanrı zorunlu olarak vardır." önermesi, varlığın yüklem olamayacağı iddiasının boy hedefi olmamaktadır. Tanrı, "zorunlu olarak vardır", "zorunlu olarak güçlüdür" ve "zorunlu olarak bilendir" şeklindeki önermelerde, "zorunlu varlık", "zorunlu bilme" v.s, birer yüklem olmaktadır. Özetle ifade etmek gerekirse, ontolojik kanıtın birçok güçlükleri ve hatta çıkmazları bulunabilir. Ancak ontolojik ateistik bir kanıt bulabilmenin güçlükleri ve çıkmazları kat kat daha fazladır.Findlay'in "Tanrı zorunlu olarak vardır" önermesi hakkında öne sürdüğü çözümlemelere ve itirazlara benzer çözümlemeler mantıksal pozitivizm geleneğini sürdürenlerce hemen bütün teistik yargılar için öne sürülmüştür. İlhamını Viyana Çevresi filozoflarından alan birçok düşünür, dar anlamda ele aldıkları Doğrulama İlkesini teistik önermelere uygulayarak onların anlamsız olduklarını göstermeye çalışmışlardır. Bu tür bir doğrulama ilkesine göre, bir iddianın doğrulama ilkesine göre, bir iddianın doğru olabilmesi için onun ya tecrübî verilerle, ya da mantık ve matematikte görülen zihinsel bir işlemle doğrulanması gerekir. İmdi "Tanrı vardır" önermesini bu yollardan biri ya da ötekiyle doğrulamak mümkün değildir; öyle ise, bir iddia anlamsızdır.Çağdaş İngiliz filozoflarından A. Flew, doğrulama ilkesinden esinlenerek bir yanlışlama ilkesi formüle etmeye çalışmış ve şöyle demiştir: Teistik iddialar doğrulanamazlar, çünkü onların yanlışlığını gösterecek hiçbir verinin bulunabileceği düşünülemez. Eğer bir iddia hiçbir şeyi inkâr etmiyorsa, yanlışlamıyorsa, doğruladığı bir şey de yok demektir. Öyle ise, "Tanrı dünyayı yarattı" veya "Tanrı insanları sever" ve benzeri iddialar anlamsızdır. 16Her şeyden önce böyle bir çözümleme yöntemi ile hareket edilerek ateizmi savunmak mümkün değildir. Çünkü burada teistik iddialar kadar ateistik iddialar da anlamsız olmaktadır. "Tanrı vardır" iddiasıyla "Tanrı yoktur" iddiası aynı mantık statüsü içine girmektedirler. Bu durumda Tanrı'ya inanma veya inanma konusu başka temellere dayanılarak verilecek bir kararın sonucu olacaktır. Kaldı ki dilci filozoflar, özellikle Wittgenstein'in hayatının son döneminde kaleme aldığı yazılarındaki "anlam kuramı"nı geliştiren filozofların da haklı olarak belirttikleri gibi, "anlamlı olma" ile "doğrulanabilme" yi birbirinden ayırmak gerekir. Anlamlı olup da emprik yollarla ya da zihinsel bir işlemle doğrulanamayan bir sürü önerme vardır. Söz gelişi ahlak önermelerinin büyük bir bölümünü, katı doğrulama ilkesi ile doğrulamak mümkün değildir. Her dil biriminin, söz gelişi din dilinin ve ahlak dilinin kendilerine özgü bir mantığı, yani işlev görme biçimi vardır. Bu bakımdan "Tanrı dünyayı yarattı", "Tanrı insanları sever" ve benzeri önermeleri emprik önermeler gibi kabul edip çözümlemeye başlarsak, daha işin başında iken çıkmaza düşeriz. Sonuç Gerek klasik teistik kanıtlara, yapılan hücumlar, gerekse teistik iddiaların kavramsal çözümlemelerinde öne sürülen itirazlar, genellikle inancın birtakım kanıtlamalarla ayakta durduğu görüşüne dayanmaktadırlar. 0 kadar ki, bazı iddialı ateistler, Tanrı'nın varlığına ilişkin derli toplu bir kanıtın bulunmayışını ateizm için yeterli görmektedirler. Nitekim Baron D'Holbach , "Tabiat Sistemi" adlı yazısında şöyle demekteydi; Eğer Tanrı var olsaydı, bu derece akıl, bilgi hikmet sahibi varlık, kendisi hakkında bize akıl ve mantık dışı mucizelerle değil, daha doğrudan bilgi ulaştırırdı.11 Benim de şahsen dinleme fırsatı bulduğum bir BBC programında B. Russell'a şöyle bir soru yöneltilmişti: "Eğer öldükten sonra bir öteki dünya var da bu dünyada varlığına inanmadığımız Tanrı, "Bana niçin inanmadın ?" diye sorarsa ne cevap vereceksiniz ?" Russell'n soruya verdiği karşılık şu olmuştu: Tanrım, bana var olduğuna ilişkin niçin doğru dürüst bir kanıt göstermedin?Gerek D'Holbach, gerekse Russell ve onlar gibi düşünen birçok kimse, Tanrı'nın varlığına ilişkin bir tür doğrulanabilir kanıt istemektedirler. Oysa böyle bir kanıt, inanmanın özüne ters düşer. Eğer Tanrı'nın varlığı, herhangi bir emprik ya da soyut objenin varlığı gibi kanıtlanabilseydi dindeki anlamıyla inanma yok olurdu. İnanma, bilerek düşünerek inanma, bir özgürlük, bir seçim ve bir karar verme işidir. Görünmeyene inanmanın, dini deyimiyle "gayba iman"ın önemi ve değeri, buradan gelmektedir. Eğer Tanrı, varlığını önümde duran şu masanın varlığı gibi bana dıştan empoze ettirseydi, eski bir deyimle "Tanrı bi-la hicab Tecelli" etseydi, o zaman tek alternatif inanmak olurdu. Bu ise, insan özgürlüğünün sonu demektir.Hele Tanrı'nın varlığı için emprik ya da akli bir kanıtın bulunmayışını ateizmin yeter nedeni saymak, son derece naiv bir tutum olur. "Suçun kanıtlanmaması, kişinin suçsuzluğunun bir kanıtıdır" hükmü, yalnız mahkemede, o da sadece bir hukuk ilkesi olarak geçerlidir. "Hukuk ilkesi olarak" diyoruz, çünkü suçu kanıtlanmamış bir sürü suçlu bulunabilir ortada. Aslında kanıt yetersizliği, teistten çok, ateistin işini zorlaştırmaktadır; çünkü bir şeyin var olmadığını kanıtlamak, var olduğunu kanıtlamaktan daha güçtür. 'Söz gelişi, ıssız bir adaya giden bir kimse, birkaç ayak izine rastlamakla orada insanın yaşadığı ya da yaşamakta olduğu sonucuna varabilir. "Bu adada hiç kimse yaşamamıştır ve yaşamamaktadır" diyebilmek için, adanın her karış toprağının inceden inceye incelenmesi gerekir. Tanrı'nın varlığına ilişkin kanıtlar, kanaatimizce, teistin ortaya koymak istediği bazı "işaretler" ve "ipuçları"nın ötesinde fazla bir güç taşımamaktadır. 0, bu ipuçları yardımıyla bir yaratıcının var olduğu sonucuna ulaşmakta veyahut bu yolla bir başka kanaldan edinmiş olduğu inancını pekiştirmektedir. Ateistin aynı çizgide yürüyerek "Tanrı yoktur" diyebilmesi için, tabiri yerinde ise bir "kozmik beyin"e sahip olması gerekir. Öte yandan eğer pozitivistlerin iddia ettiği gibi, "Tanrı vardır" önermesi anlamsız ise, "Tanrı yoktur" önermesi de aynı ölçüde ve aynı nedenlerden dolayı anlamsız demektir. Ateistin hücumları teisti inancından vazgeçirecek güçte değildir. Bu hücumlar olsa olsa onu "imancı" (fideist) bir noktaya götürür ki, fideizm, yani "inanıyorum ama kanıtlayamıyorum" görüşü psikolojik hiçbir rahatsızlığa neden olmayan bir durak noktası olabilir.İnanan bir kimse, inancını destekleyecek bir kanıt bulamadığı için, inancından vazgeçmez. İnanmayan bir kimse de teıstık kanıtlar karşısında söyleyecek hiçbir şeyi bulunmasa da inanmayabilir. Ernest Nagel'in "Ateizmin Savunması'.' (The Defence of Atheism) adlı yazısında da işaret ettiği gibi, ateistin, "inanıyorum ve isbat etme gereğini duymuyorum" diyen bir kimseye söyleyecek hiçbir şeyi bulunamaz. 18. Binbir şüphesi olmadığı için, binbir kanıt getirmeyi gereksiz gören "kömürcünün imanı" karşısında ateistin eli ve dili bağlıdır. Özetle söyleyecek olursak, bu yazımızda ateizmi dört görüş açısından incelemeye çalıştık:
(1) Klasik teistik kanıtların eleştirisinden güç alan ateistik görüşler; (2) Bazı sosyolojik ve psikolojik teorilerden kaynaklanan görüşler; (3) Ahlaki bir ilgi ve endişeden kalkan görüşler (4) Bir dizi kavram çözümlemelerinden kalkarak teistik iddiaların anlamsızlığını ortaya koymaya çalışan görüşler. Unutmamak gerekir ki, bu görüşlerin büyük bir kısmı Batı hıristiyan teizmi geleneği içinde doğmuş ve gelişmiştir. Hıristiyan teizmindeki Baba-Oğul teriminin önemle yer aldığı Üçleme (Teslis) düşüncesiyle Freud'un ateizmi İsa'nın kişiliği üzerine kurulduğu öne sürülen hıristiyan ahlakının "bir de yüzünün öbür yanını çevir" anlayışı ve insanın günahkar olarak dünyaya geldiği görüşü ile Nietzche ve Camus'un "başkaldırı"sı; köleliği ve ırk ayırımını kaldırmanın, yoksulluktan yakınmanın, Tanrı'nın yaratma bilgeliğine ters düştüğünü kabul etmekle Feuerbach, Marx ve Engels'in iddiaları arasındaki ilişkiyi -görmek pek zor bir iş olmasa gerek. Başka türden bir teizm karşısında bütün bu eleştiriler güçlerinin önemli bir bölümünü yitirebilirler.Eğer taklitten, günümüzde çok kullanılan bir deyimle "kültür emperyalizmi"nden kurtulmanın ve otantik bir kişilik ortaya koymanın bir anlam ve değeri varsa, o zaman "Tanrı öldü" yargısı karşısında herkesin şu üç soruya cevap bulması gerekir: Ölen hangi Tanrıdır? Kim öldürdü onu? Ve niçin öldürdü? Eğer ölen, günahın, ümitsizliğin, korku ve dehşetin kaynağı olan bir kavram ise, varsın ölsün. Eğer metafizik, yüzyıllar boyunca kurduğu bir yapıyı, kendi içinden gelen bir çözülme ve nihilizm ile bugün yıkılıyorsa, varsın yıksın. Ama eğer öldürülmek istenen, Tevrat'ın, İncil'in ve Kur'an'ın ortaklaşa kullandıkları bir ifadeyle "İbrahim'in ve İshak'ın Rabbi" ise, buna insanlığın gücü yetmeyecektir. 1-Bk. E. Gilson, God and Philosophy, Yak University Press, 1941, c. 63 vd. 2-P. Tillich, Shaking of the Foundations, New York, 1948, s. 63 vd. 3-Krş., Sidney Hook, The Atheism of Paul Tillich, Religious Experience and Truth, New York U.P., 1961, s. 59. 4-A. Flew, The Presumption of Atheism, New York, 1976,.. 59 vd. 5-Baille, The Sense of the Presence of God, Oxford, 1939, s. 4 vd. Ayrıca bk. aynı yazarın, Our Knowledge of God, Orford, 946, s. 2. 6-J.A. T. Robinson, The New Reformation. London, 1965, s. 117-8. 7-Encyclopedia of Re!igion and Eghcs (Hasting) "Theism" maddesi. 8-D. Hurne, Diologues Concerning Natural Religion, Ed. N. K. Smith, New York, 1947, s.198. 9-Sınırlı bir Tanrı kavramından hareket ederek "kötülük problemi"ni çözmeye gayret edenlerin görüşleri için bk. E.H.Madden, "Evil and the Concept of a Limited God". Phisophical Studies, 18, 1967, 65-70.10-E. Durkheim, The Elementary Forms of Religious Life, London, 1915; Sosyolojik görüşün eleştirisi için bk. J. Hick, Philosophy of Religion, New Jersy, 1965, s. 31 vd.11-Freud, bu görüşlerine, Totem ve Tabu, Bir Yanılmanın Geleceği, Musa ve Monoteizm gibi eserlerinde geniş yer verir. Onun görüşlerinin derli toplu bir eleştirisi için bk. R.S. Lee, Freud and Christianity, London, 1948. özellikle Dokuzuncu Bölüm; ayrıca bk. E. Fromm, Psychoanolyasis and Religion, Yale, U.P., 1950, s. 21 vd. 12-Feuerbach'ın görüşleri için bk. P. Masterson, Atheism a d Alineation, (Plican Books) 13-The Porzable Nietzsche, ed. W.Kaufmann, New York, 1954, s. 95. 14-A. Camuse, The Myth of Sisyphus, İng. çev. J.0. Brien, London, 1955, s. 99. 15-J.N. Findley, "Can God's Existence Be Diepoved", New Essays in Philosophicol Theolgoy, ed. A. Flee ve A. Mac Intyre, London, 1955, s. 47-5616-A. Flew, "Theology ad Fa1sification",New Essays in Philosophical Theology, . 98. 17-Eneyclopedia of Religion and Ethics, "Theism" maddesi. 18-E. Nagel. "The Defence of Atheism", A. Introduction to Philosophy, (ed. P. Edward ve A. Pop. New York, 1965), eserin içinde. (Ankara Ünv. İlahiyat Fak.C.XXIV 1981)